Soğuk bir kış sabahı ansınız önünüze bir haber düşebilir: “...gencin bedeni günün erken saatlerinde bulundu. Yakınlarına ulaşılamadığı gibi üzerinden kimlik ya da telefon da çıkmadı. Gencin kim olduğu hiçbir kayıp ilanı ile de eşleştirilemedi.” ve devamını muhtemelen okumayacak olduğunuz bir ton zırvalık... Burada gerçek olan tek şeyse benim ölmüş olmam. 

Ve kimileriniz şöyle diyecek, yanındaki arkadaşını dürtecek “Bizimle yaşıt sayılırmış acaba ne gibi bir zorluk çekiyordu?”

“Kimsesiz dememişler mi? Belki de sebebi budur.” Bir yandan da çantasından cüzdanını çıkaracak “Kahve mi yoksa çay mı? Ben alırım.”

Ve ben sizin iki cümle gerinizde kalacağım o an.

Birileri de “bu olay, acaba şu sebeple mi?” fikirlerini post ve tweetlerinin altına dökecek. Bir yandan da profil fotoğrafı olmayan hesapların başlattığı bir dedikodu zinciri etrafı saracak: “Bizim sitemizde oturuyordu. Ailesi ile arası pek iyi değildi. Sürekli kavgalarının seslerini işitirdik...”

“Benim okuldan arkadaşım. Çok iyi bir öğrenciydi. Hatta bölümün en iyi öğrencilerinden biriydi. Fakat son birkaç aydır derslere uğramaz oldu. Kötü alışkanlıklar edindiğini işittim birkaç defa.”

Yalan. Ben herhangi bir bağımlılığa sahip değildim. En iyi öğrencilerden falan da değildim. Bir sitede de oturmuyorum. Alayı yalan.

Ancak kimse bu lafların ardını aramadı. En çok beğeni alan bu iki yorum, önce tüm siteye sonra tüm sosyal medyaya yayıldı.

Ben artık şuydum: İyi bir üniversite öğrencisi. Ailesi ile arası kötü. İsmi, T. K. Zararlı alışkanlıkların da eşliğiyle beraber hayatına son vermiş biri. Ve dahası var, son noktayı koyan bir gönderi serisi:

Söylenen her şey doğru. Ve ben yakın arkadaşı olarak yazıyorum bunları: Onun anısına sahip çıkmak istiyorum. Onu güzel hatırlamak için, ağlarken ne kadar düzgün olursa, yazacağım. +

İsmini vermeyeceğim elbette. Ama hepimizin bildiği gibi onun isim ve soy isminin baş harfleri, T. K. Kendisi daha geçen hafta 20 olmuştu. Ve o kadar mutlu, o kadar keyifliydi ki böyle bir şey olacağı aklımıza dahi gelmemişti. Haberi aldığımda ne hissedeceğimi bilemedim...+

Söylendiği gibi ailesi ile arası iyi değildi ancak okul hayatı ve notları oldukça iyi durumdaydı. Son zamanlarda dersleri ektiği doğru ama çalıştığını biliyordum, biliyorduk… Tüm arkadaşları olarak... Sadece son birkaç haftadır yoğundu. Bu sebeple en son doğum gününde görüşebilmiştik. +

Ama iyiydi. Geleceğe dair hayallerinden bahsedip durdu. Ona inanıyordum. Hepimiz inanıyorduk. Yurt dışına gidip yüksek lisans yapacak ve harika bir proje hazırlayacaktı. Ve daha fazla... Ve daha fazla proje... Ama şimdi hepsi toprağın altında. +

Ne yapmamız gerek bilmiyoruz. Onu çok özleyeceğim… Zihnimi biraz daha toparlayabilirsem eğer size onunla ilgili daha fazla bilgi vereceğim. Özellikle herkesin sorduğu ailesiyle ilgili. Onun gibi harika bir insanın anısını yaşatmak istiyorum…”

O gün birkaç bin takipçi kazandı, sevgili en yakın arkadaşım.

Ve her gün daha fazla şey anlattı. En sevdiğim renk mordu, Kremalı mantar çorbası favori yemeklerimdendi, jazz ve blues dinlemeye bayılırdım. Ayriyeten eski Hollywood filmlerine de pek düşkündüm. Hatta zaman zaman birlikte eski plakları toplardık ve gönderinin eklerinde, eski plak koleksiyonumdan fotoğraflar. Ailem ona vermişti. Onda kalması gerektiğine inanıyorlarmış.

Bir de kitap kurduymuşum. Okuduğum kitaplardaki bin bir notu paylaşmak için hesabı kullanmaya devam edecekmiş çünkü o hesap benim adıma bir anıtmış. Beni ebediyen yaşatacakmış.

Ve on binler bu anıtı takip etmeye başladı. Cesedi bulunduğunda ismi dahi bilinmeyen ben, T. K. artık herkes tarafından en küçük huyuma kadar tanınıyorum.

Ama bir sorun var.

Hepsi koca bir yalandan ibaretti.

Hakkımdakiler klavyede yazılan bir hikâyeden ibaretti.

İsmim, T. K. değil ama varlığım artık mavi tikli kesinlikle.

Ama o zaman sabah bulunan kimdi?

Ceset kimindi?

Bunu mu soruyorsunuz?

Dahası var diyorum ben. Gerçekten bir ceset bulundu mu?

Şimdi gidip haber sayfalarına mı bakıyorsunuz?

Hiçbir yerde o haber yok mu?

Yok. Biliyorum.

Ama buradayım: T. K.

Ve gerçekten hayatının baharında bir gece vakti ölmüş bir gençsem ben… Siz de sabahına ikinci defa öldürmediniz mi beni?

Bir yalan yazıldı.

Sizler de onu onayladınız.

Okumadığım satırların altını çizdirdiniz.

Dinlemediğim şarkıları dinlettiniz.

İzlemediğim filmleri izlettiniz.

Yemediğim yemekleri yedirdiniz. Bir kere benim mantara alerjim var.

İsmi dahi bilinmeyen benden ismimi çaldınız.

Yeni bir isim verdiniz.

Beni benden söküp attınız. Kim olduğumu dahi bilmeden.

Sırf hayata karşı duyarlı olduğunuzu kanıtlamak isteyen yanınız için beni kullanmadınız mı?

Sözde anıtıma gelip iki cümle yazınca insanlığınız yerine geldi sanıp memnun kalmadınız mı?

Yüreğinizi ferahlatıp köşe başındaki zincir kahveciden kahvenizi alıp hayatınıza bakmadınız mı?

Beni T. K. Yapmadınız mı?

Yaptınız. Hepsini siz yaptınız.

Utandınız mı yoksa insanlığınızdan? Merak etmeyin, geçer. Bir matcha latte için ve ekranı aşağıya kaydırın, geçer utancınız.

Ve bir haber düştü önünüze, soğuk bir kış sabahı:

“Günün erken saatlerinde 20 yaşlarında olduğu belirlenen kimliği belirsiz bir genç ölü bulundu. Tamamen siyah renkli kıyafetler giymiş olduğu söylenen gencin üzerinden kimlik çıkmadı. Sadece sağ göğsünün üzerinde mavi bir tikli kurdele vardı ve “T. K.” yazıyordu.”

2 Kasım 2025