Gece saat üç. Düşünceler içimde yankılanıyor, benliğimi kemiren bir rüzgâr gibi savruluyorum. Çevremdeki kalabalığın içinde bir boşluk, uçurumun kenarında tek başıma sallanıyormuşum gibi. "Nefes almak çok güç." dedi 2. kişi.

1. kişi bu cümleleri duyunca kalktı, kendine baktı. Aynada yüzü değil, gölgeler belirdi. Çizgileri mi ağırdı yoksa ışık mı acımasızdı? Odasına yöneldi. Pencereden içeriye bir ışık süzülüyordu, belli ki yan dairesindeki dostu E. hâlâ uyanıktı. 2. kişinin sözleri içini sıkınca, her gece şehir ayazında yaptıkları küçük ritüele sığındı: ıhlamur içmek. Hemen mesaj attı:

"Ihlamur vakti, içimiz ısınsın. Koş!"

Masaya oturduklarında hep umutlarından bahsederlerdi. O sıcaklığın ıhlamurdan geldiğini sanırlardı. Oysa içlerini ısıtan tek şey, umutlarıydı.

1. kişi, ocağa koyduğu ıhlamurun kaynamasını beklerken 2. kişinin sözleri zihnine çarpa çarpa yankılandı. İçinde sessiz bir tartışma başladı: Yalnız mıydı? Hayır, etrafındaki insanlar neydi o hâlde? Sevilmiyor muydu? Olamaz, eğer öyle olsaydı kahkahalar neden yankılanıyordu çevresinde? Başarısız mıydı? Değildi belki ama içindeki boşluk hâlâ dolmamıştı. İnsanlardan sıkılmış mıydı? Kendi kabuğuna mı çekilmeliydi? Hayır, bu onu daha da karanlığa sürüklerdi…

Zil çaldı, düşünceler dağıldı. E. kapıdaydı.

"Bu saatte neden uyumadın, delirdin mi?"

"Bana diyene bak, ikimiz de delirdik o zaman."

E. gülerek başını salladı.

"Bal ister misin? Boğazına iyi gelir."

"Olur."

Balkona çıktılar, gecenin içine bir sigara yaktılar ve sessizliğe daldılar.

"Yine ne düşünüyorsun?" dedi 1. kişi.

"Çok bunaldım, kafamın içinde bir sürü şey dönüyor. Hiçbir şeye yetişemiyorum." dedi E.

"Ben de aynıyım. Hallederiz beraber." dedi gülerek 1. kişi.

İki dostun düşünceleri de hiyerarşik bir düzen içindeydi. En tepedeki düşünceler ulaşılmaz, dile getirilemezdi. Çünkü en tepede olan, her zaman en ağır olanıdır; sırtlanamazlar.

"Mezun olduktan sonra hedeflediklerimi yapacağım, sen de yapacaksın." dedi E.

1. kişi, fincanındaki ıhlamur çiçeklerine daldı. 2. kişi fısıldadı:

"Yapamayacağım. Olmayacak istediğim hiçbir şey. Önümde engeller var."

Kulak asmamaya çalıştı, dostu E.'ye dönüp:

"Yeni yollar düşüneceğim. Sen yap da bana yeter." dedi.

Dostu yapardı, biliyordu. Ihlamur gecesi sohbetleri bu yüzden iyi gelirdi ona. Kendi umutları solunca, dostunun umutlarıyla ayakta kalırdı.

E. gözlerinin içine baktı:

"Sen yapmazsan ben de yapmam."

Güldüler. Bu, aralarında eski bir şifreydi. Hep güldürürdü ikisini de.

"Halledeceğiz, ıhlamurunu iç soğumasın." dedi E.

"Tabii ki hallederiz, neleri hallettik biz."

Oysa içlerinde yenemedikleri ne çok şey vardı. Her insan, bir noktada kendisinin kıyısında yaşamaz mı zaten?

1. kişi fincanını kokladı, derin bir nefes aldı:

"İlerde odalarımız yan yana olacak, görürsün. Kahveyle odana dalacağım. 'Bu odadaki kilim de nerden böyle?' diyeceğim sana."

E. güldü:

"Ben de odana gelip '-cak -cuk eklerini mi araştırıyorsun?' derim."

"Bir şeyler olsun da dersin."

"Bir sigara ver de arkadaşlığımız pekişsin." dedi E. ironik bir gülümsemeyle.

Son sigaralarını içerken sessizlik düştü üzerlerine. Düşünceleri durmazdı ama en azından sesleri kısılırdı. Yalnızca tütünün cızırtısı ve sokaktaki çöp arabalarının kasvetli sesi…

"Hadi ben gidiyorum, sen de uyumaya çalış. Biliyorsun hallederiz bacım." dedi E.

1. kişi gülümsedi:

"Biliyorum, hadi iyi geceler. Sen de adam akıllı uyu."

Dostu gidince yalnızlık tekrar çöktü. 2. kişi yine fısıldamaya başladı.

"Çık içimden, çık!" dedi 1. kişi

"Bu şehirden döndüğümde yalnız kalacağım. Ya başaramazsam? O eve geri dönmek istemiyorum, ruhum bedenimden ayrılıyor sanki. Başarırım. Peki ya tercihlerim yüzünden birine bir şey olursa? Bu vicdan yüküyle nasıl yaşarım? Hayır, olmaz. Z. bana geçen gün böyle bir şey söylemişti, ne çok sinirl…"

Ve tüm benliği, düşüncelerinin ağırlığına dayanamayarak uyuyakaldı.

Zihin, bu uykunun ebediyete kavuşmasını diledi.