Masalsı kadınlarınız hepimiz ya da o masalın içine sıkışıp kalan… Üvey annesi kıskandı diye bir dağ başında bırakılan güvende hissetmek için cüce de olsa bir erkeğe ihtiyaç duyan daha doğar doğmaz oturmasından kalkmasına hatta ve hatta gülüp konuşmasına kadar her şeyi öğretilen kadınlarız hepimiz. Kendi kararını alınca başına buyruk fazla susunca zayıf görülen. Her işi yapacak kadar güçlü olması gereken ama aynı zamanda erkek egemen toplumda itaati beklenen kadınlarız hepimiz.

Edebiyatın savaşı, barışı, ölümü ve aşkı anlatıp bizi anlatmaması da haksızlık olurdu artık bu noktada. Çünkü tüm bunları yaşatan, yaşayan ve hissedenleriz bizler aynı zamanda.

Türk edebiyatında karşımıza çıkan “Küllü Fatma”, “Nardaniye Hanım”, “Fesleğenci Kız”, “Mercan Kız” gibi karakterlerin anlattıkları, söyledikleri ve yaşadıkları bizlere pek çok şey anlatmaktadır. Tüm bu masallar bizlere iyi-kötü, doğru-yanlış, cesaret, zekâ, yardımseverlik, kadının ve erkeğin toplumdaki yeri gibi toplumsal ve evrensel pek çok konuda bilgi vermekte ve bizim görüşlerimizi yansıtmaktadır.

“Küllü Fatma” masalımıza baktığımız zaman küllü Fatma’nın annesi ve üç kız kardeşiyle yaşadığını ve diğer kardeşlerinin kötü kadın tiplemesiyle anlatıldığını görürüz. Küllü Fatma’nın annesi kızlarıyla yapmış olduğu bir konuşma sonucu dağın ötesine gitmiş ve geri gelmemiştir. Annesinin yokluğunda kardeşleri tarafından dışlanan Küllü Fatma, annesinin kendisine bıraktığı öğüdü hatırlayarak kuyunun başına gider. Kuyuda gizli bir hazineyle karşılaşır; güzel elbiseler, mücevherler bulur ve bunlarla süslenerek baloya katılır. Prens Küllü Fatma’yı görür ve ona âşık olur. Küllü Fatma’nın kaçarken ayağındaki altın nalı ayağından fırlamış ve sarayın havuzuna düşmüştür, prense de bu altın nalı bulmuş, diyar diyar Küllü Fatma’yı aramıştır. Prens, Küllü Fatma ve ablalarının yaşadığı eve gelince kız kardeşlerinin hepsi ayakkabıyı denemiş ancak hiçbirinin ayağına olmamış. Prens evde başka bir kız olup olmadığını sorduğunda kız kardeşleri, "Bir kardeşimiz daha var ama pislikten yüzüne bakılmaz, sabah akşam külden çıkmaz." Demişler. Prens bunun üzerine olsun çağırın gelsin demiş. Küllü Fatma gelmiş ayakkabıyı denemiş ve ayakkabı ayağına tam olmuş. Prens onunla evlenmek istediğini söylemiş. Küllü Fatma annesinin ona bıraktığı eşyaları taşırken kız kardeşleri altınları, giysileri ve pek çok kıymetli eşyayı görünce Küllü Fatma’ya bir oyun oynamışlar. Küllü Fatma’yı hamama götürmüşler ve ona orada büyü yapmışlar. Bir kardeşleri de Küllü Fatma kılığında prensle evlenmiş ancak masalın sonunda prens her şeyi anlamış, büyü bozulmuş ve prens ile Küllü Fatma mutlu olmuşlar.

“Nardaniye Hanım” masalında ise babası ve üvey annesiyle yaşayan Nardaniye Hanım üvey annesinin dünyadaki tek güzel kadın olma isteğinin sonucu babası tarafından ormana bırakılır. Ormanda kırk haramilerle karşılaşır ve onlarla yaşamaya başlar. Üvey annesinin ölmediğini öğrenmesi sonucunda birincisinde kiraz ikincisinde ise nar ile zehirlenmeye çalışılır. Nardan zehirlenen Nardaniye Hanımı şehzade kurtarır, evlenir ve mutlu olurlar.

“Mercan Kız” masalında ise saçları upuzun olan ve bir kuleye kapatılan mercan kız dev anasını ve şehzadeyi saçlarıyla yukarı 

çeker. Onu oradan kurtaran şehzade ile Mercan Kız’ın başından geçenler ve aşkları anlatılır.

Türk edebiyatında karşımıza çıkan tüm bu masallara baktığımızda kadınlar arasında “kıskançlık ve rekabet” duygusunun ön plana çıkarıldığını; bir arada hareket eden, birbirini destekleyen kadın tipinden çok birbirinin kuyusuna kazan ve kötülük yapan kadın ilişkilerinin vurgulandığını görmekteyiz. Bu durum ne yazık ki “kadın kadının kurdudur” düşüncesini meşrulaştırır. Ancak bizim ve tüm dünyanın “kadın kadının yurdudur” anlatılarına ihtiyacı vardır. Yine masallarda yapılan “Güzellik” vurgusu ile kadının güzellik kavramıyla zorunlu olarak ilişkilendirilmesi bir başka sorundur. Küllü Fatma’nın ancak süslendiği zaman toplumda görünür olması, Nardaniye Hanım’a güzel olduğu için kıyamayıp yardım eden kırk haramiler ve şehzade gibi karakterler anlatılar esnasında kadına güzel olma zorunluluğu yüklemekte ve güzel olmayanın değer görmeyeceği düşüncesini okuyuculara vermektedir. Yine her kadın karakterin masallarımızın sonunda “evlilikle” mutlu olması da masal okuyucularımız adına yanlış bir mesaj ve anlam taşımaktadır. Değindiğimiz masallarda karşımıza çıkan kırk haramiler, prens, şehzade gibi erkek karakterler sayesinde kadın figürlerinin korunması, kurtarılması veya mutluluğu bulması da masallarımızdaki hatalı ve değiştirilmesi gereken anlatım şekillerindendir. Toplumların “kurtarıcı erkek figürü” yerine kendini kurtaran, kendi hayatını inşa eden ve bunun için çabalayan kadın karakterlere ve anlatılara ihtiyaçları vardır. Küllü Fatma masalının Batı edebiyatında “Külkedisi/Sindirella” masalı olarak, Nardaniye Hanım masalının “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” masalı olarak, “Mercan Kız” masalının “Rapunzel” masalı olarak bilinmesi ise bu sorunun evrensel bir boyutta olduğunu da bizlere göstermektedir.

Tüm bu örnekler dikkate alındığın da ne yazık ki bu masallar aracılığıyla kadınlara: "itaatkâr ol", "sabret", "süslen", "kendini gösterme" gibi roller biçilir. Kız çocukları büyürken bu masallarla cinsiyet kimliklerini içselleştirir. Bu nedenle masalların, sadece edebi metinler değil, toplumsal yapıların yeniden üretildiği güçlü araçlar olduğunu kabul etmek ve doğru anlatım şekilleri ile çocuklarımıza uygun kimlikler oluşturmalıyız. Mesela Küllü Fatma’nın kuyuda mücevher değil kitaplar bulduğu, prensin Küllü Fatma’nın bilgeliğinden etkilediği, Nardaniye Hanım’a ormanda yine bir kadının yardım ettiği, Mercan Kız’ın kuleden kaçmak için bir şehzade beklemediği anlatılar bizlerin düşüncelerini yansıtan anlatım şekilleri olabilir.

Çünkü bizlerin içinde yaşadığı insan dünyasında herkesin kadınların kendi dünyasının kahramanı olduğu anlatılara ihtiyacı vardır. Kadının, sadece kadın olduğu için var olduğu, kendini yine kendisinin koruduğu hatta ve hatta korumak için hiçbir nedeninin olmadığı, mutluluğun sadece evlilikte bulunmadığı, ölmediği, öldürülmeye çalışılmadığı, bir yere kapatılmadığı, güzel olmak zorunda bırakılmadığı veya güzelliğinin cezalandırılmadığı masallara ihtiyacımız var.