Kadın şairler denilince belki ilkin akla çok fazla isim gelmez. Ancak üzerine düşünüldüğünde şiirlerinden hatırlamaya başlarız ve edebiyata büyük katkıları olan şairler dizilir zihnimizin raflarına. Şiiri ataerkil bakış açısından kurtararak şiirin cinsiyetsiz, insana özgü bir olgu olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Elbette ki geçmiş dönem şair ve akımlarından etkilenmişlerdir ancak kendi seslerinin tınısını şiirde duyurmayı başarmışlardır. Şiire özgü kullanılan temalar aynı olsa da hissediş, fark ediş ve felsefi derinlik ile kullanılan imgelerin özgünlüğü oldukça ayırt edicidir. Kadın şairlerin de aynı derinlik ile fark edilmesini sağlamak ve diğer şairlerden ayrı tutulmaması gerektiği ile şiirin cinsiyetsiz olduğunu vurgulamak için bu yazımda kadın şairlerden kısaca bahsederek şiirlerinden örneklerler vereceğim.  

Her biri kendi bakış açısıyla hem edebî hem toplumsal açıdan önemli bir iz bırakan, Modern Türk şiirinin bazı kadın şairleri şöyledir: Gülten Akın, Lale Müldür, Nilgün Marmara, Didem Madak, Birhan Keskin, Sennur Sezer, Bejan Matur, Çiğdem Sezer, Gülseli İnal, Arife Kalender, Melisa Gürpınar ve daha niceleri. Ancak yazımda şiire yön veren bu şairlerin bazılarından bahsedeceğim.  

 

Gülten Akın  

Kadınlara da şiir yazarak kadının bakış açısının varlığını duyurarak şiirde ataerkil yapıyı kıran şair, edebiyatımızda “şiirin annesi” sıfatıyla anılır. Toplumcu şiirin önemli isimlerinden olan Akın; Anadolu insanını, kadın sorunlarını, göçü ve toplumsal eşitsizlikleri şiirlerinde lirik ve epik bir dille anlatır. Ancak bunu bireyden yola çıkarak topluma doğru uzanan bir bakış açısıyla yapar. Kadınların ezilmişliğine, hapsolduğu tabuların içinde sıkışmışlığına, isyanını şiirin en naif haliyle Kestim Kara Saçlarımı şiiri ile şöyle yapar.   

 

Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi 
Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen -  
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım 
Günaydın kaysıyı sallayan yele 
Kurtulan dirilen kişiye günaydın 
 
Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi 
Bir yaşantı ile karşılayanlara 
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum 

 

Metafor olarak kullanılan saçların kesme imgelemi ile yarattığı bir dik duruşun yansımasını hissederiz ilkin. Kara saçların bir özelliği, körelen zihniyeti temsil etmesi ve bu karanlık yerden kurtulmak isteğidir. Kadının dış görünüşü ile yargılanmasına dikkat çekerek özgürlüğünü dilediği gibi olarak kazandığını, aynı şiirdeki gibi kurtulan kişileri selamladığını, bir çağrı olarak şiirle yürüdüğünü söyleyebiliriz. Ayrıca yaşamın hafife almayan yapısıyla derinliğini bulan şair, şiirinde bu tavrı sürdürerek pes etmemenin gücünü gösterir.  

 

Lale Müldür 

Şiire modern bakış açısıyla bambaşka bir yenilik getiren bir diğer şair Lale Müldür’dür. Şiirini mistik, felsefi ve imgelerle dolu kalın ipleriyle ince ince ördüğünü görürüz. Bu nedenle de modern ve imgesel şiirin önemli temsilcilerindendir. Elbette ki felsefi ve kültürel alt yapısıyla, metaforların ve imgelemin derininde yoğun çağrışımlarla şiirini kurar.  Sınırları, kalıpları dil ile yıkıp geçmenin önünü açan şair, içtenliği ile şiiri, içi ısıtan sımsıcak hâle getirir. Buna örnek olarak He Shot Me Down Bang Bang şiirini verebiliriz.  

 

Seni bir gün en yakının ele verirse eğer, 
öğren susmasını ve ağlamamasını. 
bir kavanozun içinde mavi bir gül 
yetiştir her gün daha çok yaşayan. 
bir masalın ağzını kapat ve yat 
geniş odalarda. bir oksijen çadırında. 

ona kötü bir şey olsun istedim. 
bana aşık olsun istedim. 

 

Akılla oyun oynarken bir başka hissi tattıran, kalemiyle metaforik söylemlerin inandırıcılığını sunar. Masalın ağzını kapat derken konuşmasın, duyulmasın, inandırmasın, ister. Üzüntüye karşı bir başkaldırının yanında en nahif tondan bir sitemi duyarız aslında. Felsefi boyutta insanın boşluğunu oksijen çadırında bir zamanı tasvir eder. Aşktan yaralanmış, inancı kurutulmuş bir insanın isyanı, aşkın azabına mahkûm olmasını arzular. Burada şiirin yapı taşlarının arzudan ve inançtan oluştuğunu da söyleyebiliriz.  

 

Nilgün Marmara  

Hayattayken şiirlerini çok az kişiye gösteren ve şiirleri ölümden sonra gün yüzüne çıkan, dili sınırsızca yeniden kuran şair Nilgün Marmara, 80 kuşağının en önemli temsilcilerinden biridir.  Şiirlerinde yalnızlık, yabancılaşma, varoluş sancıları, ölüm ve hayatın anlamsızlığı temalarını; oldukça kapalı, içsel bir derinlik, imgesel ve lirik bir dille işler. Hikâyesi olan şiirlerin içine insan ruhunun sonsuzluğu ve acizliğini yerleştirdiği Kuş Koysunlar Yoluna şiirinde şöyle seslenir:  

 

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu? 
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'..  

Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! 

Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.  

Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir. 

Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına 
Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına  

Niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? 
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş. 
 

Bir hikâye gibi başlayan ve yaşamın ölüm-kalım savaşına sitemle başlayan şiirde yaşama yorgunluğu hissedilir. Kendine bir yer arayan şairin, felsefi boyutta varoluşsal sorgusunu, aidiyet duygusunu, yitirmişliğini hissederiz. Bu dizeleri okurken aynı derin sorguyu yapmamızı sağlar. Kendini bulmak! Zihnindeki yüzleşmeyi yine kafatasını kaplattığı aynalarla kurduğu imgelemle şiiri resmettiğinde dediği o tuhaf sırrı keşfetmemizi sağlar. Nihilizm damarlarında dolaşan bir şiir olsa da Freudyen bakış açısıyla çocukluktan gelen yalnızlık ve korkunun teslimiyetin önünde geçtiğini hissederiz. Çünkü insanın her şeye rağmen yalnızlığı ve kendini tamamen bırakamamasının sorgusunu, niye kimseler izin vermez sözü ile yapar. Oldukça derin, üzerine çok düşünülmesi gereken felsefi boyutlu bu şiir için umut adına kuşları uçurur.  

 

Didem Madak  

Hayatını, acılarını şiirle kutsayan şair Didem Madak, kendine has içtenliğiyle İkinci Yeni şiirinin izlerini taşısa da Postmodern şiirin öncülerindendir. Günlük dilin samimiyetiyle acıyı ve hüznü ironiyle harmanlayarak yeni bir ekol oluşturur. Biricikliği, samimiyeti ve içtenliği ve kendi hayatının yansımasından çekinmeden yazdığı şiirlerdendir. Kendisi, annesi, kardeşi, arkadaşı, kızı gibi hayatındaki herkes şiirlerinde yer alır. Ayrıca şiirlerinde çocukluk, kırgınlık, aile, kadınlık hâlleri ve yalnızlık temaları öne çıkar. Kendinden yola çıkarak kadını, hatta insanı hayatın acımasızlığı üzerinden anlattığı şiiri Ah’lar Ağacı şiirinin bir bölümüne bakarak inceleyelim.  

 

Güçlü bir el silkeledi beni sonra 
Sanırım Tanrı’nın eliydi. 
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan. 
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, 
Çok şey görmüşüm gibi, 
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, 
Ah...dedim sonra 
Ah! 

İç ses, diye söylendim 
Ve ah dedim sonra, 
Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim. 

Gülümsedim o sıra, 
Bazen sevinirim, 
Sevinmek nedense hep yedi yaşında 
Ve ah... dedim sonra, 
Ah! 

 

Kelime oyunlarının en ince düşünülen yerinden dokunan şiirde ahlat ağacının aslında, insanın ruhunun asıldığı Ah’lar Ağacı’na dönüşümünde sözün imgeyle değişimini görüyoruz. Beli bükük bir ahlat ağacına benzettiği yaşamla başa çıkmanın sorgusunun yapıldığı bir şiiri Ah’lar ile yapar. İnanmanın gücüyle insanın döngüsünü nasıl sürdüğünü ya da nasıl kırıldığını sezdirirken isyanın kabulleniş efsanesini söyler bu upuzun şiirle. Kendiyle bir yüzleşmenin söz konusu olduğu şiirde iç sesini haykırarak duyurmaya çalışan bir şairin Ah nidasını duyarız. Yaşam ahların toplamıdır bu şiirde ve bireyselden toplumsala uzanan bir bakış ile insanın dayanma gücünü adeta kutsar. Şair bütün ahlara rağmen bazen sevinir, çünkü hayat her şeye rağmen devam eder.

 

Birhan Keskin  

Son dönemde modern Türk şiirinin güçlü kadın şairlerinden Birhan Keskin, içten ve samimi üslubu ile bireyi ve şiiri çarpıştırarak soyut bir resim çizer. İnsan ilişkilerini güçlü imgelerle resmederken insanın iç dünyasını, doğayı, boşluk hissi ve varoluş sorgusuyla yansıtarak şiirini kurar. Bu bağlamda şiirinde yaşamın özetini sunar ve Kargo şiiri örnek verilebilir.

 

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun, Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. 
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten 
şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! 
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun. 
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun. 
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın. 
Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun. 
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun. 
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun. 

 

Şair burada bir şiir yaratırken bir başka dünya yarattığının farkında olarak gücünün ihtişamını gösteriyor. Sözcüklerin akışkanlığı ile imgelemin soyut boyutuyla her şeyin her şeye dönüştüğü olguların, çoktan şairin elinde olduğuna bir kez daha inandırıyor. Şair okuyucuya bir şeyler bırakıyor ki şiir büyüdükçe bunun her şey olduğunu, şairin her şeyi elinde tutabildiğini görüyoruz. Yaşamın engebe, yokuşlarına rağmen inançla sürdürülebilir olduğunu duyuran, acının zaman geçtikçe doğayla ve anıyla avunmasını isteyen samimi bir söylemle şiirini kuruyor. Umutlu günleri koyup bırakıyor, onlar hep var, gerisini okuyucuya bırakıyor kargo ile… Umutlu günlere dokunmasını dileyerek yaşamanın dirençten geçtiğini hatırlatan bir şiir koyuyor başucumuza. İnancımız şiir olsun diye belki de…