Kanla Kirlenmiş Evrak

İsmet Özel’in Cinayetler Kitabı (1974) adlı şiir kitabı 1971 tarihli Kötü Şiirler adlı şiiriyle başlar 1972 tarihli Kanla Kirlenmiş Evrak şiiriyle devem eder 1974 tarihli Amentü ve Akdeniz’in Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi şiirleriyle son bulur. Bu dönem, 71-74 yılları arası, İsmet Özel’in yaşam muharebesinin en çetin dönemlerini ihtiva eder. 1967 yılında müseccel bir komünist olarak askere giden Özel, bu iki yıllık süreci birçok zihinsel ve fiziksel zorluklarla cedelleşerek geçirir. 1969 yılında askeri görevini tamamlayıp döndüğünde eski ortamındaki değişimlerle karşı karşıya kalan Özel, bu ortamın ona çekici ve saygıdeğer kılan unsurlarının tersine dönmesiyle yüzleşir. Bu süreçte yaşadığı fikir ayrılıklarıyla çevresini iyice daraltmıştır. 1970’in mart ayında Ataol Behramoğlu’yla Halkın Dostları dergisini çıkarmaya başlar. 71 Muhtırası’ndan nasibini alan dergi, 1971 yılının Eylül ayında 18. Sayısıyla sona erer. İsmet Özel bu dönemde derin bir inziva sürecine girer. Büyük sarsıntılar yaşayan şair ilk olarak lise yıllarında yaşamına karşı duyduğu sorumlulukla düştüğü çukur yeninden zuhur eder. Gençlik yıllarında asalet ve mana arayışıyla damarlarında fokurdayan, çevresindeki masalsı avanakların iğretisiyle ve yine çevresindeki asil ve kabil şahsiyetlere gıptasıyla gediğini bulan kan bu dönemde daha hastalıklı bir biçimde fokurdamaya başlar. Çünkü bu defa asaleti ve kabiliyetinin büyüsüyle girdiği ortamda doldurduğu mana çukurunda oluşan obrukla tüm meşru gördüğü haritalar silikleşir. Yaşadığı bu derin psikolojik buhranla intihar girişimde bulunan şairin yaşamı bu noktadan sonra yeni bir değişim sürecine girer. Şairin zahmeti, çabayı, dağlarda çağlayan ayak seslerini kendine sevda edinen merd-i meydan öznesi yerini; uykusuz, kös soluklu, bulanık zihinli, şiiri gövdesinin kokusundan buharlaştıran bir özneye bırakır. Bütün bu buhranların seyrini görülebileceği Cinayetler kitabı (1974) adlı şiir kitabı isminden de anlaşıldığı üzere bir cinayetin/yıkıntının kitabıdır. Şairin içinde tescillendiği masalın yıkımını, döküntülerini ve yeniden inşayı ihtiva eder. Kötü şiirler (1971) adlı şiirle başlayan kitap şairin bu şiirdeki ve dönemdeki ruhsal durumunu

bu terli, bu tozlanan bulutlar altında bile

saklı bir yerlerinde bir şeyler parıldatan

senin çağıltın

İfadesiyle anlatır. Yorgun ve bulanık bir ruh halinde olan şairin karanlık dünyasına gizlice ışıyan mazi, şairin geçmişini henüz sert yumruklarla hırpalayacak bir halde olmadığını göstermektedir.

Kitabın ikinci şiiri olan Sevgilime İftira (1971) bir öncekine karşın hem başlığıyla hem de muhtevasıyla daha yoğun bir zeminde işlemektedir.

Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni

İfadesiyle ilk şiirdekine benzer bir halde mazi, kendinden kopma sürecinde olan şairi çimdikleyen bir unsur olarak yer alır.

1968 yılında Sevgilim Hayat şiirinde,

ben öyle bilirim ki yaşamak

berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır

İfadesinde bulunan şair Sevgilime İftira şiirinde,

ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey

bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak

İfadesini kullanır. Mazisine karşı duyduğu yabancılaşma, iki benzer yüzeye sahip ifadenin süreç içeresinde mana boyutundaki değişimleriyle gözlenir.

Kanla Kirlenmiş Evrak (1972) şiiri imgesel boyutuyla ismet özelin ihtidasına giden süreçte şiirleri arasında ilk en net gözlemlenebilir ögeler barındıran şiirdir. Önceki iki şiirinde henüz Marksist dürtülerinden kopamamış olan ve nispeten naif bir mücadele içerisinde yola alan şair bu şiirinde net bir hesaplaşmayla beninin karşısına çıkar. Şiir isminden ve içindeki bazı ifadelerden hareketle gelecek şiirlerini de etkiyecek imgelerle kurulmuştur. Amentü (1974) şiirinde bir eylül günü bilek damarlarını kestiği vakit asıl anlamını kavradığı “Eşref-i Mahlukat” ifadesinde akan kan ile Marksist döneminin ifadesi olan “evrakı kirleten kan” aynı kandır. Şair intihar döneminin ardından sağıltmaya çabaladığı psikolojik durumunun ifadesinde yer tutan bu kan imgesi. Bu şiirde bir kopuşun ifadesiyken Amentü şiirinde bir bağlanışın ifadesi olarak belirecektir. Marksizmin burada evrak ifadesiyle kullanılması ise dini/islami yönlü bir bakışın tasavvurudur. Mistik bir unsur olan inanç yönünden bakıldığında Marksizm, dünyevi ve ekonomik bir yapıya sahiptir dolayısıyla bu unsurları taşıyan evrak ifadesiyle imgelenmiştir.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.

Aşklarım, inançlarım işgal altındadır

tabutumun üstünde zar atıyorlar

cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır

toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar

denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları

geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

Zamanında sevgili edindiği hayatının unsurlarını iftiraya uğratmış olan şair, gençliğinde uğradığı zelzelelerle içine düştüğü çukurdan çıkmak uğruna sığındığı ve onu bulunduğu çukurdan yükselten aşklarının, inançlarının sarsıntısından oluşan obruğa düşmesiyle trajediye uğramıştır. Bu trajediyle ufuksuzlaşan, tehlikeye düşen hayatı; karanlık ve dar bir hendese içerisinde kalmıştır. Bu heyhulaların karanlığı içerisinde yeni bir mana arayışı içeresine düşen şair, bu düşkünlükle hayatına parlak noktalar ekleyebilmek amacı doğrultusunda mistik bir tavırla realiteye yakınlaşır. Bu yakınlaşmayla zihninde yaşanan yeni açılımlara olan yaklaşımıyla aynı unsurlara karşı geçmişte kurduğu ilişkinin zıtlığı bu unsurları mazisiyle didiştirir.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.

Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını

kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar

bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden

çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar

denizin satırları arasında.

Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin

küfre yaklaştıkça inancım artıyor

 

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında

öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan

saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda

acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman

acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.

Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın

başından başlayabilirim.

“Ve rüzgâr buruşturuyor polis raporlarını” yoğun imge yüklü bir ifadeyle erken bir ihtida nidası niteliği taşımaktadır. Şair buradaki rüzgâr kelimesi etrafında kurduğu imgeyi Amentü şiirinde yeniden kuracaktır. Şair bu ifadesinde manayı rüzgâr kelimesinin Arapça karşılığı olan rıh/ruh kelimesi etrafında oluşturmuştur. Amentü şiirinde “su ve ateş ve toprak… ve rüzgâr ona kendimi sonradan ben ekledim” ifadesinde hava yerine rüzgâr kelimesini kullanmasında ihtidasıyla bedenine eklemlenen ruha işaret etmiştir. Şairin “polis raporları”yla işaret ettiği imge ise İslam fıkhında insanın amel yazıcıları olarak bilinen kiramen kâtibin melekleridir. Böylece rüzgârın polis raporlarını buruşturması şairin İslami bir dünya görüşü benimsemesiyle geçmiş yaşantısının hatalarını büzüştürüp/silip hayatında bir tövbe kapısı araladığı ifadesine çıkar. Devam eden mısrada günah kelimesiyle İslami terminolojiyi devam ettiren şair son mısradaki trajik ifadeyle zihnindeki puslu havanın savrulduğu yönü ifade ederken kavgasının şiddetini de derin bir biçimde ifade eder. Neredeyse her politik tavrın fiziki bir görüntüsü olmasından hareketle gençliğindeki savruk yaşantısına işaret eden şair, bu savurganlığıyla tam da hayatına izbe sokacak bir döneme girdiği vakitte Tanrı’nın teslimiyetine naklolmak suretiyle bu kargaşayı ortadan kaldırır. Böylece şair kendini, birçok sayfasını atlayarak bitirdiği kitabın/yaşamın başında/sıfır noktasında bulur. Amentü’nün Amentü’sü yani işlev olarak ihtida duyurusunun duyurusu niteliğinde olan bu şiir İsmet Özel’in şiir hayatında özellikle 1971-1974 yılları arasındaki karmaşık döneminde en incelikli ve yoğun niteliğe sahip olan şiirlerinin başında gelmektedir.

Sonuç

İsmet Özel'in düşünsel ve poetik serüveni, en temelinde bireyin içine doğduğu veya sonradan eklemlendiği sahte aidiyetleri temsil eden "masal"ı yıkma ve hakiki bir şuur inşa etme çabasıdır. Hayatı boyunca niçin yaşıyorum sorusuna tatminkâr bir cevap arayan şair, yaşamı bir savaş alanı olarak görmüş ve bu savaşı, hakikati irdeleme alanı olarak kabul ettiği şiir ve bir dönem benimsediği Marksist ideoloji aracılığıyla sürdürmüştür. Başlangıçta sosyalizm, toplumun hazır kalıplarına karşı duyduğu kadirşinas itaatsizliğin ve yaşadığı topluma karşı asalak olmaktan kurtulup daha ahlaklı, geniş ufuklu bir insan olma arzusunun tezahürü olarak onun hayatında güçlü bir "masal" halini almıştır. Ancak Özel'in hakikat arayışındaki tavizsizliği ve sahicilik beklentisi, onu çok geçmeden içinde bulunduğu sosyalist çevrenin sığlaşan, dogmatikleşen ve ahlaki zeminini yitiren yapısıyla çatışmaya sürüklemiştir. Sol hareket içindeki illegalite hevesleri, cuntacı eğilimler, kendi ilkelerini kolayca terk eden aydınların entelektüel çöküşü, inandığı sosyalist masalın çatırdamasına neden olmuştur. Bu fikri ve ahlaki hayal kırıklığı, 1971-1974 yılları arasında şairin hayatında derin bir inziva ve psikolojik buhran dönemi olarak kendini göstermiştir. Gençliğinde bağlandığı ideallerin iflası ve çevresindeki yüzeyselleşme, meşru gördüğü tüm haritaları silikleştirerek onu büyük bir mana boşluğuna itmiş ve intiharın eşiğine kadar getirmiştir. Özel'in bu trajik yıkım evresi, Cinayetler Kitabı ve bilhassa Kanla Kirlenmiş Evrak şiirinde sarsıcı bir hesaplaşma olarak karşımıza çıkar. Şair, geçmişine ve eski inançlarına yabancılaşarak karanlık bir dehlize girmiş; dünyevi ve ekonomik bir temele dayanan Marksist dönemi temsil eden "evrak"ı kendi kanıyla kirleterek mazisiyle olan bağlarını koparmıştır. Ancak bu acı verici yıkım süreci, aynı zamanda yeni bir varoluşun ve şuurun doğum sancısıdır. "Rüzgârın polis raporlarını buruşturması" imgesinde de vurgulandığı üzere, şair bu savrulmanın sonunda geçmişinin günahlarını arkasında bırakarak tövbe kapısından geçmiş ve İslami bir dünya görüşüne yönelerek ruhani bir uyanış yaşamıştır. Neticede İsmet Özel, toplumun dikte ettiği rolleri ve ideolojik kurguları elinin tersiyle itip çıplak gerçekle yüzleşme cesaretini göstermiş bir şahsiyettir. O, dünyayı tanımaktan yorulduğu karanlık günlerin ardından "birçok sayfasını atlayarak bitirdiği kitabın başından başlamayı" başarabilmiş; ideolojilerin dar hendesesinden kurtulup "Eşref-i Mahlukat" olmanın idrakiyle kendi hakiki şuurunu inşa etmiştir. Bu bağlamda Özel'in hikâyesi, bir şairin siyasi dönüşümünden ziyade bireyin sahte masalları yıkarak kendi hakikatine ve asaletine ulaşma yolundaki sarsıcı, kanlı ama bir o kadar da haysiyetli yürüyüşünün özetidir.