Yaşlı Adam ve Deniz (The Old Man and the Sea)

Yönetmen: Aleksandr Petrov

Animasyon

Yapım Yılı: 1999 (Rusya).

 

Hemingway’in Kübalı dostu Carlos’tan dinlediği bir hikâyeden yola çıkarak yazdığı Yaşlı Adam ve Deniz, onun bütün eserlerinin önüne geçti. Hatta denebilir ki 1954’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasında en büyük etkendi. Peki bu kitabın, yazarın diğer kitaplarının önüne geçmesindeki sır neydi? Belki bu sorunun cevabını Hemingway’in, editörü Max Perkins’e yazdığı mektupta arayabiliriz:

“Yaşlı bir ticari balıkçının kayığında tek başına dört gün, dört gece kılıçbalığıyla mücadele ettikten sonra kayığa çekemeyip bordaya bağlamasının ardından köpekbalıklarına yem olmasıyla ilgili. Küba kıyılarının muhteşem bir hikâyesi. Diğer kayıkların hepsinden uzakta, denizde yapayalnızken kayığında verdiği uzun mücadele esnasında yaptığı ve düşündüğü her şeyi doğru bir şekilde anlatabilmem için ihtiyar Carlos’un kayığıyla açılacağız. Eğer doğru anlatabilirsem muhteşem bir hikâye. Kitaba dâhil olacaklardan biri.”[1]

Şüphesiz, Hemingway’in bu mektupta söyledikleri, sırça köşklerden çıkmayan, oturduğu yerden ahkâm kesen; yarattığı karakterlerle empati kurmaktan bile uzak bazı günümüz yazarları için bir uyarı niteliğinde!

Hemingway’in aynı adlı romanından uyarlanan bu kısa animasyon film, cam üzerine boyama tekniği ile yapılmıştır. Oldukça zor olan bu teknikte kolayca silinebilen ve geç kuruyan boya türleri kullanılır, elde edilen resimlerin fotoğrafları çekilir, uç uca eklenerek animasyon oluşturulur.

Filmin yönetmeni Aleksandr Petrov, Yaruslavl Sanat Okulu’nda resim ve tasarım eğitimi aldıktan sonra 1982’de Moskova Sinema Enstitüsü Sanat Fakültesi’nden mezun olur. Birçok kez Oscar’a aday gösterilen Petrov, 2000 yılında The Old Man and the Sea ile ülkesine Oscar’ı kazandırmıştır. İki yılı aşkın bir çalışmayla 29000 kareden oluşan filmin her bir karesini bizzat cama işleyen Petrov, bu filmle Oscar’ın dışında on bir ödül daha kazanmıştır.

Sanıldığının aksine canlandırma sinemasının (animasyon) kökleri geçen yüzyılın başlarına kadar uzanır. Donald Crafton, “Hileler ve Canlandırma Sineması”[2] adlı makalesinde, “Canlandırma sinemasının genel tarihi yüzyılın başında filmlerde hile efektlerinin kullanılmasıyla başlar. 1906-10’da farklı türlerin (westernler, kovalama filmleri vb) ortaya çıktığı dönemde, tümünde ya da büyük bölümünde canlandırma tekniğinin kullanıldığı filmler de yapılmaya başlandı,” der. Aynı makalede Crafton, canlandırmanın tanımını şöyle yapar:

“Canlandırma filmi kabaca, çizim veya nesnelerin fotoğraflandığı veya bir film üzerine peş peşe yansıtıldığında kontrollü hareket yanılsaması yaratacak şekilde düzenlenmesiyle yapılan bir tür sinema olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte, canlandırmayı oluşturan öğelerle ilgili olarak çeşitli teknik, türsel, tematik ve endüstriyel değerlendirmelere göre farklı tanımlamalar yapılabilir.”

Animasyon sineması imgelerin yansıtılması açısından biçilmiş kaftandır. Kullanılan teknik her ne olursa olsun animasyon filmlerde soyut kavramlara kolaylıkla göndermeler yapılabilir, bir görüntü ile çok fazla imaj aynı anda izleyiciye verilebilir. Aleksandr Petrov bu işin altından layığıyla kalkmıştır denebilir. Film dikkatle izlendiğinde ihtiyar balıkçının romanda uzun uzun anlatılan düşüncelerinin izleyiciye ne derece yerinde imgelerle yansıtıldığı açıkça görülecektir. Gençliğinde usta bir balıkçı olan ihtiyar Santiago seksen dört gün boyunca tek bir balık tutamamış, şansın onu terk ettiği düşüncesine kapılmıştır. Tüm umutsuzluğuna rağmen seksen beşinci gün kayığıyla denize açılmış ve devasa bir kılıçbalığı yakalamayı başarmıştır. Dev kılıçbalığıyla zorlu bir mücadeleye girişen Santiago, kayığıyla birlikte balığın peşinden sürüklenip durmuş, nihayet onu zıpkınlayarak öldürüp bordaya bağladığında ortaya çıkan bir köpek balığı sürüsüyle yeni bir mücadeleye koyulmuştur. Tüm bunlar olup biterken ihtiyar balıkçı geçmişte yaşadıklarını zihninden geçirir. Bir ömrün muhasebesini andıran bu anımsayışlar izleyiciye derin imgelerle aktarılır. Doğadaki canlılar arasında kıyas yapan Santiago’nun, insanın acizliği ve yıkıcılığı gibi meseleler üzerine olan düşüncelerine görsel bir şölen eşlik eder. Bu açıdan bakıldığında animasyon film tekniklerinin imgesel yönü ağır basan edebi eserlerin sinemaya uyarlanmasında kolaylık sağladığı söylenebilir. Elbette ki imgelerin anlaşılması izleyicinin kültür ve bilgi birikimi ile yakından ilişkilidir. Yirmi dakikalık animasyon filme çok şey sığdıran Aleksandr Petrov bu eseriyle denizcilik kültürünün tanıtılmasına da katkıda bulunmuştur.

Denizcilik, toplumların yapısına göre değişkenlik gösteren ve köklü gelenekleri olan eşsiz bir kültüre sahiptir. Bugün, denizciliği benimseyen ülkelerin refah düzeyinin yüksek olduğu ve dünya politikalarında bir ağırlığının bulunduğu gözlenmektedir. Askeri ve ticari faaliyetler açısından önemli olan denizcilik kültürü resimden sinemaya kadar sanatın hemen her dalının da ilgi odağı haline gelmiştir. Sanatı besleyen denizcilik kültürüne dair ülkemizde kayda değer bir romanın yazılmamış, bir filmin yapılmamış olması hayret vericidir. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin yaklaşık 8.500 km kıyı uzunluğuna sahip olduğu düşünüldüğünde denizcilik kültürünü yeterince benimsemediğimiz açıkça görülecektir.


[1] Ernest Hemingway, Yaşlı Adam ve Deniz, Bilgi Yayınevi, 2022, s. 8

[2] Dünya Sinema Tarihi, Çev. Ahmet Fethi, Kabalcı, 2008, s. 95