Karanlık kusuyor. Sokaklar balçık. Gökyüzü irin rengi. Şehir hasta. Nefes almıyor. Hırıldıyor. Asfalt ıslak. Lamba cızırdıyor tepemde. Işığı sarı. Hastalıklı bir sarı. Titriyor. Sönmeye korkuyor. Karanlıktan korkuyor. Adam köşede. O tanıdık karaltı. Sırıtıyor. Dudakları gergin. Dişleri çürük. Kapkara. Ağzı bir mağara. Ruhu bataklık. Bana bakıyor. Gözleri boş. Bir mezar taşı kadar soğuk. İfadesiz. Gülüyor. Neden? Acıyor kendine. Belki. Biliyor sonunu. Hissediyor yaklaşan yıkımı. Konuşmam onunla. Dilim paslı bir kilit. Kelimelerim jilet. Ağzımı açsam kan damlar. Susarım. Sadece izlerim. O gün geldi yine. O lanet an. Leş kokusu önden yürüdü. Ter. Amonyak. Çürümüş et. Şehrin kusmuğu. Yanıma yaklaştı. Gölgemle birleşti gölgesi. Ateş istedi. Cüreti büyük. Haddini aştı. Gözlerimin içine baktı. Gözbebeklerinde ölümü gördüm. Kendi ölümünü. Elimi cebime attım. Metalin soğukluğu parmaklarımda. Çıkardım. Çaktım. Alev titredi. Cılız bir kıvılcım. Korktu ateş. Onun nefesinden iğrendi. Yaktı zehrini. Ciğerlerine çekti dumanı. Yüzüme üfledi gri bulutu. Genzim yandı. Gözlerim yaşardı. Sustum. Gözlerimi diktim üzerine. Bakışım ağır geldi. Ezildi altında. Omuzları çöktü. Çakmağı uzattı. Almadım. Yanımızda çöp tenekesi. Paslı. Ağzı açık bir canavar. Yemek artıkları. Sinekler. Pislik. Bıraktım içine. Demir metale çarptı. Tok bir ses. Yankısız. Boşlukta kayboldu. Durdu. Baktı. Şaşırdı. Anlam veremedi. Sonra eğildi. O pisliğin, o vıcık vıcık balçığın içine elini soktu. Hiç tiksinmedi. Aldı. Cebine koydu. Gururu yok. Onuru silinmiş. Yıkım bu işte. Sadece açlık kaldı geriye. Bir de alışkanlık. Meydan sessiz. Heykel izliyor bizi. Taş gözleri kör. Bellek orada donmuş. Zaman orada durmuş. Kadın gelirdi buraya. Eskiden. Çok eskiden. Saçları rüzgârla savaşırdı. Karmakarışık. Aklı firari. Ruhu göçebe. Heykelin gölgesinde dönerdi. Dans ederdi. Etekleri uçuşurdu. Ayakları çıplak. Tabanları kan revan. Kahkahası cam kırığı. Keserdi geceyi. Kanatırdı karanlığı. İnsanlar kaçardı ondan. Korkardı deliliğinden. Veba görmüş gibi uzaklaşırdı. Ben kaçmazdım. Ben yoktum. Henüz bir hiçtim. Heykelin soğuk taşını öperdi kadın. Sarılırdı cansız gövdeye. Karnını tutardı sonra. Şişti karnı. Büyüdü. İçinde bir ur. Bir hayat. Bir felaket. Kimden? Köşedeki sırıtan cesetten. O sarı dişliden. O leş kokulu gölgeden. Kadın sustu sonra. Dans bitti. Müzik kesildi. Işık söndü. Heykelin dibine çöktü. Bir paçavra gibi. Bekledi. Sadece bekledi. Yıkım tamamlandı. Adam görmezden geldi. Yok saydı. Sanki hiç dokunmamış, kirletmemiş, o canı oraya o bırakmamış... Unutmak istedi. Unutmak en büyük şiddet. En ağır darbe. Kadın gitti. Buharlaştı. Sokak yuttu onu. Kaldırımlar emdi kanını. Geriye ne kaldı? Ben kaldım. Belleğin tortusuyum. Yıkımın piçiyim. Buradayım. Köşedeyim. Babamı izliyorum. O bilmez. Tanımaz. Hafızası silik bir kaset. Üzerine başka kayıtlar çekilmiş. Bana bakıyor. Gözleri dalgın. Uyuşmuş. "Kimsin sen?" sorusu asılı dudaklarında. Sormaya cesareti yok. Cevap yok. Çakmağı çöpe atıyorum. O yine alıyor. Döngü bu. Cehennem bu. Ben onun belleğiyim. Unuttuğu günahım. Sırt çevirdiği suçum. O kadın... Annem... Toprağın altında çürüyor. Kemikleri sızlıyor soğuktan. Bu adam... Babam... Yaşıyor sanıyor kendini. Nefes alıyor. Yürüyor. Sırıtıyor. Yanılıyor. Büyük bir yanılgı bu. O çoktan öldü. Cesedi sokakta dolaşıyor. Sadece gömmedim. Haber vermedim. Bekliyorum. Yıkım benim ellerimde. Bellek benim zihnimde. Heykel şahit. Taş konuşacak. O gün gelecek. Çok yakında.