we ain't what we want to be, and we ain't what we're going to be,

 but we ain't what we wuz.

Güney Carolina dağlılarının bir atasözü

İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin

 

1. “Özel” Bir Tasarı

Benim masalım kısaca şöyle: Bir varmış bir yokmuş. Bir şair ismet özel varmış. İyi şiirler yazarmış. Nasıl olmuşsa bu İsmet Özel bir gün Komünist olmuş. Derken efendim, bir komünist olarak da iyi şiirler yazmayı başarmış ve hatta böylelikle yıldızı parlamış. Gel zaman git zaman, İsmet Özel’in duyguları, düşünceleri, inançları değişmiş (masalın her varyasyonunda bu değişmenin sebepleri muhtelif) ve Müslümanlığı bir hayat yolu olarak benimsemiş. Ama işe bakın ki adam iyi şiirler yazmaya devam etmiş. Eh, o erdiyse muradına, biz de çıkabiliriz kerevetine.

İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin kitabında “Herkes kendi masalını yıkmalıdır” ifadesinin ardından bu sözleri eder. Yazıda “Masal” kavramı bireyin içine doğduğu veya sonradan eklemlendiği, ona sahte bir refah ve aidiyet hissi vererek aldatan ideolojik/toplumsal kurguları temsil etmektedir. Özel’e göre insan, hayatı boyunca bu masalların içinde yaşar ve gerçek bir seçim yapabilmesi için önce bu masalı yıkması gerekir. Bu masalı yıkmak, kişinin bugüne kadar doğru bildiği şablonları, sloganları ve aidiyetleri elinin tersiyle itmesi; çıplak gerçekle yüzleşmesi demektir. Bu yıkım gerçekleşmeden yapılan tercihler, gerçek bir seçim değildir. Sadece masalın dikte ettiği rollerin icrasıdır. Bu noktada bireyin bir farkındalık eksenine yönlendirilmesi -ya da yönelmesi- şart olur. Yani şuur sahibi bir insan olması gerekir. Şuur sahibi bir insan olmayı ise “niçin yaşıyorum” sorusuna tatminkâr bir cevap bulmak, bu konuda açık bir fikre sahip olmak gerekliliği üzerinden açıklar. Bu katmanlı yolculukta “şairin” bireyi aldatıldığı dünyadan kurtarma vazifesi gördüğünü öne sürer. Özel bir konferans sırasında bu düşünceyi daha ayrıntılı bir biçimde şöyle açıklamaktadır: “Şair bizi aldatıldığımız dünyadan kurtarır. Ama karşılığında bizi başka bir dünyada aldatmaya da götürebilir. Bu çabası dolayısıyla şaire kıymet vermemiz gerekir. Bu bize gidilecek bir yol olduğundan haber verir. Biz bu haberi aldıktan sonra şairin bizi götürdüğü yoldan gitmeyebiliriz. Ama eğer şaire hiç kulak vermezsek gidilecek bir yol olduğundan da haberimiz olmaz”. Özel, Bireyin dünyaya gelmekle saldırıya uğradığını ifade eder. Yaşıyor, yani savaşıyor olmayı insanın ilk ve tek asli çabası olduğunu öne sürer. Ve ideoloji bireyin içinde bulunduğu yaşam savaşını tanıdığı bir meydanda ve meşru saydığı muharebe usulleriyle devam ettirme arzusuna karşılık gelir. Bu yaşamak savaşı yahut masal yıkımı kolay bir süreç değildir. Büyük bir sancı ve yalnızlık gerektirir. Özel, bu yıkımı gerçekleştirebilenlerin genellikle toplumun dışına itilenler veya anlaşılmayanlar olduğunu ima eder. Waldo Sen Neden Burada Değilsin kitabının ithaf edildiği "intihar eden, paranoyadan veya şizofreniden mustarip arkadaşları" aslında yaşamakla kıyasıya savaşan/masalın dışına çıkmaya çalışan ancak bu ağır hakikate yenik düşmüş figürlerdir.

“Onlara isabet eden yıldırım bana çarpmadıysa, bunu önce şiir binasının saçağı altına sıçrayacak ataklığı göstermiş olmama ve sonra siyasi anlamda bir bağlanmanın hayat içindeki karşılığını arama çabasına borçlu olduğuma inanıyorum. Şiir ve siyaset, bana verilen tekinlikti”

İsmet Özel, şiiri “insanın hakikati irdeleme alanı” olarak tanımlamaktadır. Yaşam savaşını avuç içlerine alabilme sebebini de bu iki unsura atfeder: Şiir ve ideoloji. Şiire yönelişini henüz lise yıllarında varoluşsal bir haysiyet kurma ve şiirin içinde bulunduğu entelektüel ve ruhsal soyluluk ortamına dahil olma arzusuyla açıklar. Özel, şiire başladığı dönemi Türkçenin ve şiirin henüz hırpalanmadığı bir zaman dilimi olduğunu ve şiirin haysiyet meselesi olarak görüldüğü bir dönem olarak nitelemektedir. Bu bakımdan ideolojiyle ilişkisi de şiire yönelişiyle benzer bir noktadan başlar. İlk gençiğinde, yaşamın hakikati üzerine yaptığı sorguları ve bir yer/gelecek edinme gayesi içinde; zihninde oluşan düğümleri çözme uğraşına girmiştir. Ve bu hakikat arayışıyla, şiire ve ideolojiye yönelimi onu bu zihin düğümlerini fenomenleştirerek tehlikeli kıvrıntılarını, mısralarına ve nidalarına yöneltip güvenli bir alana çekmiştir. Özel, Jules Romains’in bir eserinde okuduğu şu cümleden çok sarsıldığını anlatır: "Midesine indirdiği her lokmanın karşılığını içinde yaşadığı topluma vermeyen kişi, o toplumda bir asalak tır." Bu söz, kendisini bir "asalak" olarak görmesine ve bu durumdan kurtulmak için fiili ve fikri çareler aramasına neden olmuştur. Şiirde de politik yönelişlerinde de sahicilik arayışını esas aldığını ifade eden İsmet Özel, 1960 sonrasında Komünizme yönelişinde onu cezbeden asıl etkeni, bu yolla daha bilgili, daha geniş ufuklu, daha zevkli ve daha ahlaklı bir insan olabileceğine dair işaretler görmesine bağlar. Bu dönemde sosyalist görüşü benimsemeyen yaşıtları ile girdiği tartışmalarda bu kişilerin dar görüşlere sahip, fikirlerini kendince uygun bir mantığa dayandıramayan ve ikna edici bir öğreti sunmayan, sığ bir zihin yapısına sahip alelade kişilikler oldukları düşüncesine itmiştir. Bunun aksine içinde bulunduğu Marksist çevredeki her türlü dogmatizme karşı duran, özgürlükçü, yenilikçi ve araştırıcı bir duruş sergileyen ortam; fikirlerini bu yönde daha da sağlamlaşmasına sebep olmuştur. İlk dönem şiirlerinde oldukça büyük etkisi görülen ve “sosyalist şair” olarak sıfatlandırılmasına yol açan Marksizm, 71 muhtırasın kadar olan süreçte, Özel’in masalının net bir unsuru olarak hayatında seyretmiştir. Bu dönem, Marksizm etkisindeki şiirlerinin öznesi, militarist ve partizan bir konumda yer almış olsa da şiirlerindeki hakikat sorgusu temel yapı taşı olarak barınmıştır.

Ben bilgiye bir açılım, bir genişleme ve öğrendiklerime dünya üzerindeki varlığımı anlamlandırma imkânı olduğu için rağbet ediyorum. Fakat bilgi olarak karşıma çıkan dünya görüşleri önce yeni bir görüş gibi göründükleri halde, sonradan sadece kendi kanallarında seyretmek şartıyla sunduklarını itiraf eden diktatörlere dönüşüyorlardı. Oysa benim birinci dereceden önemsediğim herhangi bir dünya görüşünün bayrağının yükseltilmesi değil, kendime, birlikte yaşadığım insanlara ve mümkünse tüm insanlığa iyileştirme getirecek bilgilere varmak, bu bilgileri geçerli kılan düşünme yollarını açık tutmaktı.

12 Mart 1971 muhtırasıyla birlikte bir inziva dönemine giren İsmet Özel, bu dönemde şiirini ölümcül bir tehlike altında bulur. Şiirinin bir sınırlılığa erişme endişesiyle sendeleyen Özel, aynı dönemde fikir dünyasına da zihninin kıvrımlarına, yeni düğümler çözme gayesiyle “Düşünebilmek mümkün mü?” sorusunu kendine sorarak iner. Böylece şiirini ve düşüncesinin canlılığını devam ettirebileceğine kanaat getirir.

 

Devam edecek…