HURDA

 

 çok değil iki modern zaman ötesi

yüzünü yere döken İsa’nın ayakucunda

bir çarmıha iki göz asmıştık

gözlerin ele verdi içine kürediğin kar boşluklarını

üşüdün sormadılar korktun uçurumundan atlayan olmadı

geçti gitti her şey önce sesin öldü; sesin ki siyah bir tül havada

kim duyardı seni kar geçitleri olmasa

dağlara sırtını çeviren yankılardan başka

 

çok değil, vaktini beklermiş yalanı fazla cilalıyken

kırılmalar biriktirmiş el arabasıyla hurdalar alıp

hurdalar veren nur yüzlü yalvaçlar

bir bakışın karasına gömülmek varmış belki susmak ve unutmak

dünya denilen bit pazarında payına düşeni ummak

 

ne vardı sanki boynu suda kırılan ışık gibi yanılgıların

eşiğinde bir paçavra mesafesi

küçük bir tanrın olabilirdi