Kahraman, anlatının başladığı yerde var olmaz; anlatının ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıkar. Epik çağlara bakıldığında kahramanın varlığı kaçınılmaz bir son, bir ihtiyaçtır. İhtiyaç olan durumlar güç, cesaret ve fetih hareketleridir. Kahraman kim diye sorulduğunda bir hareketiyle kaderi değiştiren, eylemleri sonuçsuz olmayan; sesi gür, bedeni sağlam, yolculuğu kesintisiz olan kişi tanımı yerinde olacaktır. Destanlar onu Tanrılarla akraba kılar ki bu durumda kahraman; yarı insan, yarı mit… Yenilmezliği ile olmasa dahi görkemli bir kavganın yenilgisiyle akıllarda kalır. Ama kahraman sadece bunlardan ibaret demek değildir. Çünkü anlatı değişir. Zaman daralır, dünya küçülür, kazanılan zaferler anlamsızlaşır. Bunlar sonucunda kahraman yeni kimlikler kazanır ve dönüşür. Modern edebiyat, kahramanı ilk kez yerinden indirir. Onu artık yürürken tökezleyerek görebilirsiniz. Artık karar verirken tereddüt eder. Belki de susarak kaybeden biri hâline gelir. Epik anlatılarda kaderin taşıyıcısı olan kahraman, modern anlatıyla kaderin altında ezilmeye başlayan ve yükünü taşıyamayan birine dönüşür. Artık kendi yükünü bile taşıyamazken bir toplumun kurtarılması ihtiyacını karşılayamaz. Ona sorulacak soru kimin kazandığı değil, kimin dayandığı olacaktır. Bu yüzden kahraman, her çağda yeni tanımlarıyla karşımıza çıkmak zorundadır. Dolayısıyla hiçbir zaman, hiçbir devirde tek kimliğe bürünmüş bir tanımı olmayacaktır.

Kahraman sadece savaşan değildir.

Kahraman, her zaman kazanan değildir.

Kahraman belki de çoğu zaman görünür bile değildir.

Modern edebiyat için bakıldığında kahraman, çatışmanın merkezinde duran değil; çatışmanın içinde değişendir. Onun kahraman olmasının asıl sebebi gücünden çok dönüşümünde aranmalıdır. Yolculuğu baki olan kahramanın her yolculuğu, artık bir fetih değildir. Kazanan kaybeden yoktur. Çünkü ikisi de kendidir. Yolculuğunda artık kabullenişler, geri çekilmeler ve vazgeçişler vardır. Kahramanın asıl yolu ise kendisinden geriye ne kaldığını fark ettiği an başlar. Ya da son bulur.

Yıllar içinde kahramanın öz dediğimiz imgesi de değişir.

Bir zamanlar kılıç sallayan bedeni artık bomboştur, at üstünde rüzgâra kapılan tini şimdi sarı bir oda içinde düşünce alemindedir.

Bu demektir ki kahramanlık dış dünyadan iç dünyaya çekilmiştir.

Bugünün edebiyatında kahraman kırılgan, çelişkili, hatalı ve parçalıdır. Bugünün kahramanı büyük anlatılara sığmaz. Çağımız buna izin vermez. İnsanımız da artık epik anlatının kusursuz karakterine değil modern anlatının dürüst hikâyelerine inanır. Çağımız, kralların ve babaların hüküm sürdüğü bir zaman değildir; kardeşlerin, halkın ve ötekilerin söz aldığı bir çağdır. Çok sesliliğin yankılandığı bu zamanda kahraman, artık tek bir sese değil; çoğul bir bilince, parçalı bir personaya bürünür. Artık kahramanlık ölümü göze almayı değil, yaşamı sürdürmenin göze alınmasını içerir. Hatırlanmak değildir amaç, yüzleşmektir.

Belki de bu yüzden edebiyat kahramanı sürekli yazar, çizer, bazen karalar sonra siler, izi kalır, tekrar yazar, çizer… Bu durumun asıl sebebi kahramanı yüceltmek değil, insan kılmaktır.

Bu dosyada kahraman öznesini epik anlatıların yüksek sesiyle harmanlayarak edebiyatın ara tonlarına bırakıyoruz. Büyük sözlerin gölgesinde kalmış küçük direnişlere, adlandırılmamış cesaretlere, sözlü kültürün dilinde anlatıla anlatıla var olan kahramanlıklara bakıyoruz. Çünkü biliyoruz ki kahraman bazen sınırdadır. Ama hikâye çoğunlukla kahramanın gölgesidir.

Ve artık asıl mesele kahraman kimdir sorusundan önce, bu çağın nasıl bir kahramana ihtiyaç duyduğu meselesi olacaktır. Epik anlatı kahramanının yaratımında bir milleti etkileyen büyük bir problem yatarken şimdilerde, kahramanın iç sesinden yönelen bir soru bile yaratım tetikleyicisidir. Artık kahraman kurtarıcı değil kurtarılan, savaşı kendi için olan, aşk için dağları delmeyen, yolunun başlangıcı ve bitişi bariz olmayandır. Ve kahraman kapalı kapılar ardında hikayesini yazıp, çizip, belki de sonrasında silip sadece izini bırakacaktır.