Son yıllarda her ne kadar edebi tarafından çok imaj tarafıyla algılansa da, “yeraltı” tabiri kulağa epey afili gelse de, gerçekte toplumun en ayrıksı, dikiş tutturamamış, kelimenin tam anlamıyla marjinal sayılabilecek kişileri, yaşamları konu olan bir türdür. Nadiren okuduğum bir tür olsa da, bahsi geçtiği zaman aklıma hep Mehmet Kartal gelir, hayatından ve kitaplarından bahsederim. “Yaşadığını yazmış, kendisi yeraltı edebiyatı olmuş” diye nitelerim arkadaş arasındaki sohbetlerde. Gulyabani dergiden yazı teklifi geldiğinde de aklıma doğrudan Mehmet Kartal geldi, onu yazmak istedim.

Zannediyorum 2017 veya 2018 gibi televizyonda gündüz kuşağında denk gelip de 1993 çıkışlı Mahinur Ergun filmi Ay Vakti’ni izlediğim zaman “Şeytan Memo” karakteri dikkatimi çekmişti. Bir yerden tanıdık geliyordu ama ismini bilmiyordum. Yine o ara bilmem kaçıncıya izlediğim Mustafa Altıoklar’ın Ağır Roman (1997) filminde görmüş olabileceğimi düşünüp baktığımda “Tatlıcı Taner” adlı karakteri oynadığını görmüştüm. Sinematürk sitesi sayesinde ismini bulmuştum Mehmet Kartal. İsmini internette araştırırken yeraltı türünde romanlar yazdığını da öğrenince, Altay Öktem’e sordum. Altay ağabey kendisinin yeraltı edebiyatının önemli kalemlerinden biri olduğunu söyleyince, sahaflardan kitaplarını toplama, onu tanıma ve okuma maceram böyle başladı.

 

Yeraltı Edebiyatının Hem Yazanı Hem Yaşayanı

Bir yandan da hakkında yazılmış yazıları araştırırken Önder Abay’ın 10 Temmuz 2015’te Ters Ninja sitesinde yazdığı “Suçun Piçi: Mehmet Kartal” isimli muhteşem yazısına denk geldim. (https://www.tersninja.com/sucun-pici-mehmet-kartal) Bunun dışında 13 Mayıs 1997’de Milliyet’in Kültür Sanat Haberleri arasında çıkan “Hırsızdı, yazar oldu” başlıklı haber de (https://www.milliyet.com.tr/kultur-sanat/hirsizdi-yazar-oldu-5383564) hayatı hakkında başka detayları öğrenmemi sağladı. “Yeraltı edebiyatı”, M. Fatih Uslu’nun Milli Folklor Dergisi’nde 2005’te çıkan “Yeraltı Edebiyatında Sözel Anlatı Kalıplarının Dönüşümü” adlı makalesine göre merkezin, ana akımın, ortalamanın dışında hatta doğrudan karşısında konumlanan, toplumsal yapının dışladığı kimselerin etrafında geçen bir tür ise, bu açıdan Mehmet Kartal’ın sadece yazdıklarıyla değil, yaşadıklarıyla da gerçekten “yeraltı edebiyatı”nın karakterlerinden farksız olduğu görülmektedir ki, haddi zatında romanları yer yer otobiyografik unsurlar taşımaktadır. Aynı zamanda kitaplarının önsözlerinde, Hayatım Harbiden Roman adlı otobiyografisinde (1998) ve biyografik mahiyet taşıyan romanları Suçun Piçi: Hırsızın Günlüğü’nde (1997) ve Gecenin Gözleri’nde (1998) de hayatına dair birçok detayı paylaşır.

Sokaklardan Hapishanelere

Mehmet Kartal asıl ismi değil, mahkeme kararı ile aldığı yeni kimliğindeki bir isim 1994’te çıkan romanı Köpek Kardeşler Çetesi’nin ilksözüne göre. Kırıkkale’de 13 Şubat 1963’te doğduktan sekiz ay sonra babasını kaybeden Kartal, Almanya’ya giden annesinin kendisini bıraktığı babaannesi ile büyür bir süre. Okul yaşları geldiğinde annesi onu Almanya’ya yanına aldırıp yatılı bir okula yazdırır Çocukluğunda annesi ona sık sık Barbara Cartland okutur. Büyümeye başladığında da Kemalettin Tuğcu okumaya başlar. Ailesiyle arası açılmaya başladığında yabancı işçi çocuklarıyla bir çete kurup jant kapağı çalmaya, otomat soymaya başlayan Mehmet Kartal, her yakalanışında ıslahevine gönderilir.

Ailesiyle birlikte yetmişlerin sonunda İstanbul, Bostancı’ya taşındıktan bir süre sonra kendini sokakta bulur, hırsızlığa başlar. On iki yıl boyunca bu şekilde yaşar, Milliyet’teki röportajına göre beş kere, 1997 tarihli romanı Suçun Piçi: Hırsızın Günlüğü’ne göre yedi kere hapse girer, kendi tabiriyle İstanbul karakollarının yarısını gezer. 1998 tarihli otobiyografisi Hayatım Harbiden Roman’da yazdığına göre iki kere de akıl hastanesine yatar. En iyi bildiği Paşakapısı Cezaevi’nde rutubet ve diğer sert koşullar yüzünden birkaç arkadaşını kaybeder ki, bu kayıplar onu yaşamını değiştirmeye sevk eder. Nitekim ikinci romanı Köpek Kardeşler Çetesi’nin girişinde, “Bu kitabı, tutuklu bulunduğum dönemlerdeki bütün hapishane arkadaşlarıma sunuyorum” ifadesi yer almaktadır. Cezaevindeki vakit boşluklarını şiir yazarak ve kendini iyi savunmak için ceza yasasını ezberleyerek geçirir. En son gönderildiği Bolu-Mudurnu Cezaevi’nde cezasını tamamlayarak oradan tahliye olur. Otobüs parası olmadığı için iki gün boyunca İstanbul’a doğru yürümeye başlayıp yol boyundaki meyve ağaçları ve yenebilen otlarla karnını doyurur. O noktada artık hapishanelere düşmemeye karar verir.

 

Edebiyattan Sinemaya Uzanan Bir Yolculuk

İçeriden çıktıktan sonra da evinin küçük odasını hücreye çevirip şiir yazmaya devam eder. Durmadan yazdığı şiirleri gazetelere yollar. Yayınlanmayınca roman yazmaya karar verir. Cihangir’de suyu ve elektriği kesik bir evde mum ışığında bulabildiğinde rakıyı, bulamadığında ispirtoyu kendi tabiriyle “kafasına dikip” yüz yirmi beş sayfalık ilk romanı Şeytan Dönemeci’ni, sonra da Kızıl Havuzlar Cehennemi’ni yazar.

Bu esnada Ulusal Video’da çalışmaya başlar, kaset taşırken kameramanlık ve ışıkçılık öğrenir. Bir arkadaşının tanıştırdığı yazar Adnan Özer’e dosyasını okutur. Adnan Özer dosyayı beğenir ancak yayınevi olmadığından romanı basmak için ismini Mehmet Kartal’ın lakabı “doberman”dan alan Doberman Yayınları’nı kurarlar ve 1992 tarihli Şeytan Dönemeci romanı böylece basılır. İlk romanını yayınladıktan sonra bunu kısa sürede ikinci, üçüncü dosyası takip eder.

Yine aynı dönem yardımcı oyunculuk yapmak için ajanslara başvurur ki 1992’de çıkan Ay Vakti filminde Zuhal Olcay, Müşfik Kenter, Serra Yılmaz, Ali Taygun ile oynar. Keza yıllar sonra 1997’de de Ağır Roman’da oynar. Milliyet’e verdiği röportajına göre senaryo yazmaya kararlı olduğunu, hatta televizyon için bir dizi yazdığını fakat yapımcı aradığını da söylemiştir ki bunların tafsilatı hakkında başka bir bilgi bulunmuyor.

Romanlarını yazarken bir yandan da hayatından izler taşıyan yazılarını ve röportajlarını dergilere göndermeye başlıyor. Metin Üstündağ ile tanışıp 1996-2001 yılları arasında yayımlanan Öküz Dergisi’nde yazmaya başlaması da doksanların ortasındaki bu döneme tekabül etmektedir. Önder Abay’ın aktardığına göre Üstündağ, Mehmet Kartal’a dair bir anısını şu sözlerle paylaşmıştır: “Bir yazar olmasından ziyade karanlık mahallelerin, dip sokakların abisiydi. Bizim dergide düzenli yazılar yazıyor, o sokakları anlatıyordu. Bir sayıya yoğunluk nedeniyle yazısı girmemiş, Mehmet dergiyi basmış, herkesi tehdit ederek odama gelmişti. Beni öyle parlak entelektüellerden sandığından tehditler saydırıyordu. Sonra Kasımpaşa çocuğu olduğumu ve ortak arkadaşlarımızın varlığını öğrenince sakinleşti. Yüzü yaralı olduğundan hiçbir ifadesi anlaşılmıyordu. Çıkarken belindeki silahı gösterip “Seni vurmaya gelmiştim Abi” dedi. Hırçın ama çok güzel kalbi olan bir çocuktu…” 

Kartal, Köpek Kardeşler Çetesi romanındaki ilksözünde hayatını şu sözlerle özetlemiştir: “Ben hep hayallerle yaşadım, hayallerle büyüdüm. Hayallerden uyanıp gerçekleri görmeye başladığımda çoktan toplumdan kopmuş ve karanlık bir dünyaya dalmıştım bile. Ama bir gün geldi hayallerimin şeklini ve yönünü değiştirdim. Karanlıklardan fırlamış bir ok gibi yeniden toplum denen duvara saplandım. Ama işin tuhafı ben hala hayallerle yaşıyorum, eski ve yeni hayallerimin arasındaki tek fark artık özgür olmam. Dilerim hapishanelerden benim gibi başka oklar da fırlar.”

Mehmet Kartal’ın sokaklarda başlayan hayatı, maalesef yine sokaklarda son bulur. 2001 yılında bir kuytuda zatürre sebebiyle hayatını kaybeder. Önder Abay’ın ifadeleriyle, “kimse yanılmamış, su testisi su yolunda kırılmıştır.”

 

Yalın Ancak Vurucu Bir Kalem

Milliyet’e verdiği röportajda kendisini yazar kabul etmese de gerilimi çok iyi bildiğini söyleyerek tarzını, “Yazarken lafı hiç uzatmam, hemen konuya girer işi bitiririm” sözleriyle ifade eden Mehmet “Doberman” Kartal, otuz sekiz yıllık ömrüne altı kitap sığdırmıştır. Sade, dolaysız tavrına karşın tasvirleri ve anlatımı epey vurucudur. Kurgularındaki biyografik izler, son eserlerine doğru daha da belirginleşir, aslında bir anlamda kendini ancak farklı versiyonlarını anlattığını açıkça görürüz. O yüzden bazı eserlerini hem otobiyografi hem kurgu olarak değerlendirmek gerekmektedir.

İlk romanı Şeytan Dönemeci’nde (Doberman Yayınları, 1992) bir soygun için maşa olarak kullanılıp hayatı kararan bir gencin mevzusunu işler. İkinci kitabı Kızıl Havuzlar Cehennemi’nde (Sel Yayıncılık, 1993) bir grup gencin organ mafyasının pençesine düşmelerini anlatır. Bu noktada biyografik unsurlar daha fazla önplana çıkmaya başlar eserlerinde. Üçüncü romanı Köpek Kardeşler Çetesi’nde (Sistem Yayıncılık, 1992) “Doberman” lakaplı “Yavuz Kaplan” adında bir adamın suç dünyasına girmesini ve hapishane yaşamını anlatır. Dördüncü romanı Suçun Piçi: Hırsızın Günlüğü’nde (Era Yayıncılık, 1997) kendi yaşantısından hareketle sokaklardan hapishanelere uzanan hayatları, bağımlıları, suçluları, gecenin örtüsü altında yaşananları olduğu gibi, jargonuyla bu yollara savrulmuş bir çocuk üzerinden aktarır. Beşinci kitabı Gecenin Gözleri (Aykırı Yayınları, 1998) inceden biyografik izler taşıyan, ancak ne romana ne otobiyografi kalıbına sığmayan bir tür yeraltı rehberi mahiyetindedir. Sokakları, gece yaşantısını, çeşitli suç alemlerini, hırsızlık senelerinde yaşadıklarını ve suç âleminin insanlarını jargonuyla birlikte aktarır. Bir anlamda hem bu yola düşmüş yahut düşebilecek olanlara, hem de hırsızların mağduru olanlara muhtelif ikazlar barındırmaktadır. Bu kitap ölümünden yıllar sonra 2005’te Aykırı Yayınları’ndan Eski Bir Hırsızın Anıları adıyla basılmıştır.

Son kitabı Hayatım Harbiden Roman ise (Aykırı Yayınları, 1998) doğrudan doğruya hayat hikayesini anlattığı otobiyografisidir. Sokakları, suç âlemini, hapishaneyi, ömrünün savrulduğu mecraları tüm detaylarıyla aktaran Mehmet Kartal, bu kitapta kendi tabiriyle “ölümüne nefretlerin ve sevgilerin gerçek hikayesi”ni yazar. Hayatla, özellikle annesi ve ailesiyle yaşadığı çatışmayı, hapishanelerden sıyrılıp hayatta kendine farklı bir istikamet çizmesini bir tamam anlatır. Bu kitabın son paragrafı, kendisinin Metin Kaçan ile olan tanışıklığı düşünülünce, kardeşi karikatürist Hasan Kaçan’ın Kurtlar Vadisi (2003-2005) dizisi senaryosu yazılırken ekletmiş olabileceği detay bir cümle de barındırmaktadır: “Bu kitabın sonlarına doğru, kollarımdaki faça izlerini saymak aklıma geldi. Tam ‘13’ adet kesik izi var. Özetle, benim yaşam hikayem böyleydi. Yeni bir göz, yeni bir yüz, yeni bir kimlik ve yeni bir yaşam… Aranızda yaşıyorum işte.”