İnsan en çok kimi dışlar, kimi ötekileştirir, kimi gördüğünde korkar kaçar, korktuğunda kime sığınır, sığındığında onu en çok kim korur, kimi veya neyi kötü ve yanlış diye adlandırır, bunun cezasını kime keser? Bilmiyoruz. Bu yüzden Türk Halk Edebiyatı’nda korkulan, kaçılan, itilen ve bir günah gibi görülen “Tepegöz” de bunun cevabını arıyoruz.

Türk Halk Edebiyatı’nın önemli kaynaklarından biri olan Dede Korkut anlatılarında karşımıza çıkan “Tepegöz” karakteri, Konur Koca Sarı Çoban’ın Peri kızına tecavüzü sonucu dünyaya gelmiş, tek gözlü, fazlaca kuvvetli, Oğuzların peşini bırakmayan, onların etine, ekmeğine, çocuklarına saldıran, kimselerin yenemediği ve toplumun dışında kalan bir “canavar” olarak anlatılır.

Çobanın bastıramadığı arzularının sonucu olan “Tepegöz”, toplum vicdanındaki bir suç ve günahtır. Peri kızına tecavüzün sonucu, doğa ile insan arasındaki dengenin bozulması, arzunun denetlenemezliğinin bedelidir. Toplum için kuralların dışına çıkışın cezası; düzenin, sınırın, törenin ihlali, inkâr etmek istedikleri kötü yanlarının yansımasıdır. “Tepegöz, aynı zamanda toplumdaki ahlaki sapmayı da ifade eder. Bu sapma Sarı Çoban’ın “tamah idüp” peri kızına sahip olmasıyla başlamış, sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde, Tepegöz ile felakete sebep olmuştur” (İnayet, 2015: 5). Tam da bu yüzden toplumun dışında bırakılmış, kabul görmemiş, dışlanmış, kötü ve yanlış kabul edilmiştir. Çünkü toplum kendi sebep olduğunu görmek istememiş, karanlık yanını inkârı seçmiştir. Tepegöz, dünyaya geliş şeklinden dolayı toplum içerisinde “soy kirliliği” olarak görülmüş, gözünün tek oluşu ise onu toplum için “eksik” ve “yabancı” haline getirmiştir. Onun bu normalin dışı görünüşü Oğuz halkı için “ahlaki kötülüğün” cezasıdır.

Her toplum, kim olduğunu belirlemek için bir ötekine ihtiyaç duyar. Tepegöz, Oğuzlar için ‘biz’ tanımını mümkün kılan bir karşı figürdür. Aynı zamanda, "kontrol edilmeyen arzuların dönüştüğü bir varlık ”tır. “Ondan korkmalarının asıl sebebi ise kontrol edilemeyen arzuların, kontrol edilemeyen kişiliklere; bireyin probleminin, toplumun problemine dönüşeceğine ve toplumun büyük bir yıkıma uğrayacağına dair düşünceleridir”. ( Topçu, 2019: 358). Bu düşünce, Oğuzların; var olan düzenin korunması, kuralların kesinliği ve çiğnenemez oluşu, bu kurallara uymayanın cezalandırılması, cezasız kalan her suçun tekrar işleneceğine dair toplumsal kabulleri ile ilgilidir. Ancak Dede Korkut anlatılarında karşımıza çıkan “Tepegöz” karakteri kuralı çiğneyen değil, kuralın çiğnenmesi sonucu dünyaya gelendir. Bu yüzden o, yanlış, kötü ya da öteki değil; toplumdan dışlanan, yok sayılan, ötekileştirilen ve hor görülendir.

Olağanüstü doğumunun ardından Aruz’un evine getirilen Tepegöz, burada köydeki diğer çocuklarla birlikte büyümeye, tüm Oğuz halkıyla birlikte yaşamaya çalışmıştır. Ancak dünyaya geliş şeklindeki asilik ve vahşilikten dolayı uyum sağlamaya çalıştığı bu yerde yaşayamamış, topluma uyum sağlamakta güçlük çekmiş ve sonunda da toplumun dışına itilmiştir. Dede Korkut anlatılarında bu olay şu şekilde anlatılır: “Beslediler büyüdü, gezer oldu, oğlancıklar ile oynar oldu.  Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeye başladı. Hasılı, halkın bunun yüzünden çok canı yandı, aciz kaldılar. Aruza şikâyet edip ağlaştılar. Aruz Tepegözü dövdü, sövdü, men etti, o dinlemedi. Nihayet evinden kovdu” (Ergin, 2022: 173).

Evden kovulduktan sonra Tepegöz ’ün yaptığı her şey toplumdan dışlanmasına verdiği bir cevaptır. Evden kovulduktan sonra Tepegöz “Yol kesti, adam aldı, büyük harami oldu, üzerine birkaç harami gönderdiler ok attılar batmadı, kılıç vurdular kesmedi, mızrak sapladılar işlemedi. Çoban, çoluk çocuk kalmadı hep yedi. Oğuz’dan dahi adam yemeğe başladı” (Ergin, 2022: 173).  Kontrolden çıktı. Vahşileşti.  Tepegöz ’ün vahşileşmesinde de toplumun payı büyüktür: dışlanmış, yönlendirilmemiştir. Bunun sonucunda da saldırmayı seçmiştir. Dünyaya gelişinin dışında yaptıklarının sorumlusu ve suçlusu da aslında Oğuz halkıdır.

 “Tepegöz” ün yaptıkları ve Oğuzlardan istedikleri aslında toplumun kendisiyle yüzleşmesi gereken taraftır. Beni siz var ettiniz, beni siz “öteki” olarak adlandırdınız şimdi de beni siz besleyecek ve bakacaksınız diyerek Oğuzlardan etini, ekmeğini, çocuğunu isteyen Tepegöz, “Oğuzlara kâr etmedi. Oğuzlar ürktü kaçtı. Tepegöz çevirip önünü kesti, Oğuzu bırakmadı, geri yerine kondurdu.” ( Ergin, 2002: 173). Kaçmalarına izin vermedi. Sonunda bir anlaşma yapıldı. Yapılan anlaşma ile Tepegöze her gün yemeğe iki adam, beş yüz koyun verildi. Ayrıca yemeğini yapması içinde yanına iki kişi gönderildi. Tepegöz ‘ün istekleri Oğuz halkına yarattıkları varlığın sorumluluğunu vermektedir.

Yüzleşmekten korkan, yanlışını kabul etmekten kaçan, hatasını kabul etmeyip o hatanın sonucunu kucaklamayan her toplum gibi Oğuzlar da yaratılışının günah olduğunu düşündükleri, bu varlığı dışlamayı seçmiş, kendileriyle bir benzerliği olmadığını ispatlamak için “Tepegöz”ü kötü, yanlış, suçlu ve “öteki” olarak anlatmayı seçmişlerdir. Onu toplumun dışına, düzenin karşısına, koymuşlardır.

Toplumdaki öteki olan tepegöz kimsenin yenemediği bir güce sahipti. Ok işlemez kılıç kesmez olan bu varlık, toplum için doğanın bilinmez ve karşı çıkılamaz gücüyle eşdeğer görülürdü. Bilinmeyenden korkan, kaçan insanoğlu onu yok edecek olanı aramaya koyuldu. Soyun devamlılığının önemli olduğu Oğuz toplumunda Kapak Han iki çocuğundan birini Tepegöze yem etmiş, sıra tekrar onlara gelince Basat’tan yardım istemişti. Böylece toplum içinde bu yenilmez varlığı yenme görevi Basat’a verilmiştir. Dede Korkut anlatılarında Basat insan aklının ve medeniyetinin yansımasıdır.  Tepegözü yenerken sadece gücünü kullanmamış aklı ile hareket etmiştir. Mağaraya koyun postu içerisinde girmesi, Tepegözün öldürülebileceği tek yerinin gözü olduğunu anlaması ve son olarak kılıç seçimindeki tercihi bize Basat’ın akıllı tercihlerini gösterir. Tepegöz’ün kendisini koruyan yüzüğü Basat’a vermesi ise  “öteki” olarak yaşadığı toplumda yok edilmeyi kabullendiğini ve bunun kendi tercihi olduğunu gösterir. Basat’ın Tepegözü yenmesi insan aklının doğaya galip gelmesi, doğanın insan eliyle ehlileştirilmesidir. Tepegöz’ün Basat tarafından öldürülmesi ile Oğuz toplumu, kendi “birliğini” yeniden tesis eder. Tepegöz ’ün ölümü herkesi rahatlatır. Düzen yeniden kurulur, toplum yeniden huzura kavuşur. Fakat o huzurun altı, bastırılmış bir suçun sessizliğiyle doludur. Çünkü “Tepegöz” toplumda karanlık tarafını kabul etmeyen herkes için yaşamaya devam etmektedir.

 Kaynakça

Topçu M. ( 2019)  “Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü” Hikâyeyi Psikanalitik Yaklaşımla Okuma” , Electronic Journal of Social Sciences, Volume:18 Issue:69, s 354-372.

Ergin M.  (2022) “ Dede Korkut Kitabı”, Boğaziçi Yayınları, 64. Baskı, İstanbul

İnayet A. (2015) “ Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Destan’ın Yeni Bir Yorumu Üzerine”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi,