asık yüzlü harfler arasında gezinirken

aşırı düşünce batağını gölgelerden biri besledi.

"olasılık hep arda kalanda çalışır

ortada görünmez sihirli bir kutu vardır ve zamanı gelince açılır"

hilenin derdini düşünen netameli birinin

daha ne kadar saçacak şeyi olur ki?

 

kendimin arasındaki gölgelere baktım, cisimleri soğutuyordu.

insansı başka gölgeleri detaylı bilgilerle bu gölgelerle boğduruyordum.

yapay zekat veremezdim, istedikleri buydu.

her gün bir baş ağrısı teorisi doğuruyordu crea. ah...

durun dedim

hipokratın yemininden psikoz pistine ineceğiz daha.

önce hippice, somatik iletkeni bol hatırat haralarında

her şeye ad bulmamız gerekecek.

iplerle anahtar çekeceğiz kuyudan.

karenina, yabancı, kurtlarla koşan kadınlar yapacağız onlarla.

daktiloya çekilmemiş kırçıllı bir acı yaramızdan fışkıracak.

fırçamızda hasbelkader rastlantılar, biraz daha

nilgün, biraz daha soba yanığı.

voila! kasamızda boz arpa şahları.

 

iki kurgu ve bir vurguyla

kateter soygununa iniyorum ben şimdi, döneceğim.

satrançtan sonraki en iyi kılını kıpırdatmama oyunu bu.

bu daha az saykodelik bir baz.

buldun gibi hamleyi, geriye dönük say.

 

yanımdaki çaresiz ve bir o kadar küstah gölgelerin

takıntılı kutularında mor filler ne gezer?

gördüm ve ilk, mavi, yeşil hapları attım toprağa.

illa gömecekti beni, biri.

ne ara dinlenmek için buyruk aştılar, anlamıyorum?

 

atlar işte, pencere arşındalar şimdi.

sanırım tahta merdivenler üstünde kusuyorlar.

bağışıklık ve alışkanlık tanrılarıyla yüzleşiyorlar.

"o bizim de kumaşımıza iki makas daha atsa

esrarımız sağlam kazıkta karanlıkta uçacak..."

 

gölgelerin satır okumasıyla ruhtan kaçınca, metrolarda yüzüyoruz bazen.

kasıtlı olarak bu sene mumsuz keseceğim kalplerin pastasını bu yüzden.

var mı arttıran?

sol taraftaki hemşireli pencere denizinden de atlarız!

delilik hayaletine özel bir borcu var damarımın.

damar ki ne damar?

kaçak yolcudan seyirci yaparsın.

marsa yol bulursun,

mısrada son olursun.

alimallah gerçeğini bulursun, amblem basarlar.

inzivaya büyüyen bir kıstasta

iyinin anlamı için bazen koşullu susmak durursun.

edisonlanmak ya da edisonlanmamak

işte tüm mesele buydu dostlarım.

 

bilincin soketindeyiz ya şimdi!

hangi ahmak bunu dil altından tanır?

dört büyük ezber, her şeyi kendi gücünden tartana kancık âlâsı gibi tattırırdı yaşamayı!

 

yaprak gibiyim, çaktırmayın ama korkuyorum.

viziteye çıkmışların derime zerk ettikleri söz hazanını

ütüşüyoruz, kimi büzüşüyoruz.

kendine has mucit olan birkaç saat tütüyor.

"şiir mandrake tuzağı" diyorum

saçımdan çıkan duman ise has virginus extra.

 

antartikalar kumpanyasında bir buzul motelinde

bilirsiniz kutlamalar yapılır yahut yunus karnından

atlarsınız.

çara doğru son ses ültimatomla

çok "geldik gidiyoruz" deriz biz.

 

elli mızrak burada beni geldim gördüm yendimledi.

kentlere sarımtırak pas bıraktı gölgelerin biri.

kıtıpiyos ne bilmiyorsan yönetim konusunda yardımcı olamayacağım.

fantom kuşunun bazı durumlarda nasıl da boş bir organ olduğunu da anlatmayacağım!

 

tayftan karanlığın geçtiği bir yanılgı.

pekâlâ alelade tabir edilir elimde sır aklım,

hayır, boş hayıf.

zaman her şeyin ilacıymış. peh.

böyle bir hüsnü kuruntu

her daim sağduyudan noksandır.

kuantumun efektif getirilerini meydanda asan reaksiyonu masaralasak

dünya böyle azlamaya yeltenmez belki boşa titreşerek!