Günkü çamurdandı anamız ilkin

Samana çalınmış, bulamaç

Ve balçık

Ve toprak kokusu

Dünyanın otuz yılını eline çizdiren

O eller güneşe bırakıldı

Tahtalar arasına sıkışarak

Kimi başını koydu gövdesiyle

Kimi başına koydu kapısını

Bazen bir güzdü

Birden fazla oluyordu bazen

Taşa nazaran önce sarmaladı bizi

Samana çalınmış eksik suratıyla

Bazen tek hece oluyordu

Bazen bozkırın tozu, elleriyle

İşte aradığım o ellerdi, kaybettiğim

Yüzümde tomurcuk açan sarılırken

Çünkü kardan kalma bir soğukluktu önce

Bir soba yüzünü hep sonradan görmüş

Hep sonraya bırakılmış

Ve hep bir peçe arkasında bırakılmış

Kaybettim o elleri

Yüzümde hiç hissetmediğim

İki el sıkılmış umutlarından

Ve bir ölü gibi yatar bedeniyle verandada

Kimi zaman nasırdı her otuz çizgiden biri

Bazen bir volkan patlaması

Bıyıklı, kır çayırlar başında

Bazen bir şarkı pürüzlü, suratımda

Nefes nefese söylenen yiğitliklerin ovasında

Bazen kaybettiğim ellerdi

O sessiz dünya gününde

Kaybettim o elleri

İki mevsimi vardı tanrımızın

Biri çığlık çığlığa yüzümüzde bıçak yarası

Biri anne kokusu yarpuz kokar her yer

Kaybettiğim o eller

Yüzümde belirir her otuz çizgisi sıcak

Yüzümde delirir sobadan olma soğuk