Sean Baker’ın Anora ile elde ettiği başarı sayesinde Mikey Madison’ın yarattığı büyük sükseden gerek Meksika’daki kartel şiddetinin bir “müzikal” aracılığıyla sinemaya aktarılma tercihi gerekse başrol oyuncusu Karla Sofia Gascón’un geçmiş sosyal paylaşımları nedeniyle dahil olduğu skandallara rağmen Oscar’ın gözdesi olan Emilia Perez’e; Deadpool & Wolverine’in 1,3 milyar dolarlık gişesinden, Joker: Folie à Deux’nün hayal kırıklığı yaratan gişe başarısızlığına; Inside Out 2’nin Pixar tarihinin en yüksek gişesine ulaşmasından, toplumdaki güzellik algısının kadın bedeni üzerinden grotesk biçimde yansıtılmasıyla izleyicide büyük yankı uyandıran Substance’a; It Ends With Us’ın film başarısından çok, Blake Lively ve Justin Baldoni arasında yaşanan polemikler sebebiyle gündeme gelmesinden; içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli bilim kurgu şaheserlerinden biri olan Dune: Part Two’ya; tüm yıl boyunca sosyal medyada geniş yankı uyandırması ve etkileyici kurgusuna rağmen ödül sezonunda eli boş dönen Challengers’tan; hem “Oscar yemi” (Oscar bait) olarak adlandırılmasıyla hem de Holokost mağdurları üzerinden Siyonizm propagandası yaptığı yönünde tartışmalarla gündeme gelen Brutalist’e kadar — 2024 sinema yılı; birçok sürpriz, başarı ve tartışmayı da beraberinde getirdi.

Ancak tüm bu popüler yapımların yanında daha az bütçeyle çekilmiş, hakkında daha az konuşulmuş fakat sinemaya kendine has bir bakış ve derinlikli anlatımlar sunan yapımları da göz ardı etmemek gerekiyor. Bundan yola çıkarak sinema dünyasında yukarıdaki bahsi geçen filmler kadar yankı uyandırmamış olsa da 2024 yılının keşfedilmeyi bekleyen 3 değerli filmini mercek altına alıyoruz.

 

1. A Traveler’s Needs (Yön: Hong Sang-soo)

IMDB puanı: 6.4

Rotten Tomatoes puanı: %80 (40 inceleme)

 

Yönetmen Hong Sang-soo ve başrolü canlandıran Isabelle Huppert, birlikte çektikleri üçüncü filmde son derece günlük, olağan ve düşük tempolu bir olay örgüsü inşa eder. Huppert, Fransızca öğretmeni olarak Seul’e gelen Iris isimli bir kadını canlandırır. Kendine ait bir öğretim yöntemi sunan Iris’in temasa geçtiği her insana olan yaklaşımı, diyalogların tamamen doğal ve hayatın tekdüzeliğini karşılar biçimde yazılmış oluşu, filmin çok uluslu ve kültürlerarası bir zemine oturttuğu yapısı ve elbette ki Huppert’in muazzam oyunculuğu ile izleyiciye ilham verici bir anlatı sunuyor.

Hong Sang Soo’nun yönetmenliğine ve sanata yaklaşımına az çok aşina olan bir kimse, Huppert ile bir araya gelerek böylesine şiirlere, insanlara ve hislere odaklanan bir yapım üretmiş olmasına şaşırmayacaktır. Dijital film yapımını sanatsal olarak oldukça tatmin edici bulan yönetmen bu filminde de kendi alışıldık tarzında, son derece sade ve monoton bir sinematografi vaat ediyor.

Iris’in öğretme metodu, tamamıyla gündelik sorunlara ve kişide uyandırdığı hisse dayanıyor. Yabancı kavramının büyük ölçüde vurgulandığı filmde üç dil bir arada konuşulurken insanların üstlendiği kimliklere odaklanılıyor ve karakterlerin arasındaki iletişim kimi zaman sınırlı olsa dahi kazandıkları bireysel deneyim ön planda tutuluyor. Dil öğrenimi bu filmde kurallarla şekillenmiş, basmakalıp yöntemler etrafında dolaşan geleneksel bir ders olmaktan oldukça ayrı konumlandırılarak her bir bireyin içşel deneyimi halinde dönüşüme uğruyor.

İnsanın kendini ifade etmesinin merkezde tutulduğu film, müziği de bir ifade etme biçimi olarak kullanıyor. Iris’in kendisi dahil filmde tanışılan karakterlerin hemen hemen hepsinin çaldığı bir enstrüman olduğu görülür —ve hemen ardından o kişiye bir soru yöneltilir: Bu enstrümanı çalmak sana ne hissettirdi?

Hong, izleyiciyi başkalarını tanımlarken çizdiğimiz keskin sınırların ötesine geçmeye, ezbere kurduğumuz cümlelerin derinine inerek “gerçek” bir pencere açmaya ve her bir diyalogu yeni bir çeviri katmanı üzerinden incelemeye itmek istiyor gibi görünüyor ve belki de bu yüzden A Traveler’s Needs, tüm olağanlığın ardında ilham verici bir doku barındırıyor.

 

2. Happyend (Yön. Neo Sora)

IMDB puanı: 6.9

Rotten Tomatoes puanı: %95 (20 inceleme)

 

— Gösteriler toplumu gerçekten de değiştirebilir mi?

— Kim bilir… Eğer ekonomiyi durdurabilecek kadar büyüklerse, iktidardakiler uzlaşabilir.

Film, Yūta ve Kō adındaki en yakın arkadaşlar üzerinden, son derece basit bir kavram olan dostluğu ve beraber büyüme gibi masumane bir isteği; siyasi bir uyanışın etkisiyle kaçınılmaz değişime ayak uydurma, hayat mücadelesiyle başa çıkma ve direniş gösterme gibi tepkilerle şekillenmiş politik bir boyuta kadar uzanan bir distopya içerisinde kurgulayarak anlatıyor.

Öğrencilerin okulda yaptıkları bir şaka sonucu cezalandırılmaları ve tüm soğukkanlılıklarıyla sürdürdükleri eylemlerinin okul müdüründe daha sert bir tepkiye yol açması, müdürün bir hükümet tasviri olarak yansıtıldığını vurguluyor. Baskıcı rejim ve terörün bu filmdeki karşılığı, alışılmış grotesk tasvirlerin aksine bu defa savaş sonrası yıkıntılar arasında değil; son derece tanıdık ve gündelik biçimde, her gün gidilen okul koridorlarında sunuluyor.

Filmde inşa edilen yakın gelecekte, diktatörlük rejiminin gençleri kontrol altına almak için kullandığı ileri teknolojinin, en çok da baskılamak istediği bu gençler tarafından anlaşılabilecek biçimde tasarlanmış olması ironik bir durum yaratıyor. Bu nedenle teknoloji, filmde kullanım amacının aksine, tüm karamsarlığıyla bir paranoya unsuru değil; sistemin çelişkili yapısına parmak basan bir araç olarak yer alıyor.

Karakterlerin göstermiş olduğu toplumsal direnişin bireysel boyutu ise müzik aracılığıyla işleniyor. Happyend, bir DJ performansıyla başlıyor ve kendilerinin de DJ olmak istediği anlaşılan iki arkadaşın müziği bireysel bir ifade aracı olarak kullanışlarını usulca işliyor. Özellikle, kimi ev ortamında gerçekleşen müzik performansı sahneleri adeta The Blaze kliplerini anımsatıyor. Elbette filmdeki müzik kullanımının dikkat çekiciliğinin altında yatan başka bir unsur da var: yönetmen Neo Sora'nın, ünlü müzik bestecisi Ryuichi Sakamoto'nun oğlu olması. Filmde yer aldığı her sahnede etkileyici biçimde kullanılan müzik, çarpıcı sinematografiyle birleşerek izleyiciye güçlü bir anlatım sunuyor.

Günümüz sorunlarını merkeze alan Happyend, yetişkinliğe geçişi konu alan filmler arasında kendine özgü dokusuyla öne çıkarak izlemeye değer bir anlatı ortaya koyuyor.

 

3. Super Happy Forever (2024) (Yön. Kohei Igarashi)

IMDB puanı: 6.8

 

Super Happy Forever, Sano ve Nagi çiftinin ilk tanışmalarını mercek altına alarak, hikayeyi küçük bir sahil beldesinde geçen iki ayrı zaman diliminde ve epizodik biçimde kurguluyor: çiftin tanıştıkları gün ve beş yıl sonrası olan günümüz. İki dönemi de iki ayrı karakterin perspektifinden aktaran bu hikâye, filmin başlığı ile arasında bir tezatlık barındırıyor. Nitekim sonsuzluğa uzanan bir mutluluk vurgusunun aksine film, bireysel yas ve arayış sürecini anlatıyor. Ancak Super Happy Forever, bu temanın ağırlığının altında ve dramatik anlatılar içinde boğulmak yerine temasını son derece sakin ve naif biçimde işlemiş olmasıyla dikkat çekiyor.

Aşkın saf doğası, yaşanan ilk heyecanlar ve tedirgin yaklaşımlar çoğu zaman bu anların kaybedilmesiyle değer kazanır. Sano için yaşanmış herhangi bir anın kaybı, kendi üzerinde bir yük oluşturmaz. Aksine, ona sevme ve sevilme ayrıcalığına sahip olmanın ince mutluluğunu hatırlatır. Beş yıl önce kaldığı otelde, aynı oda ve koridorlarda anılarının izini süren Sano, film ilerledikçe içindeki geçmişte yaşamak isteyen yanı ile barışmayı öğreniyor ve ileriye doğru yürüyebilmenin kırılganlığını, içinde taşıdığı gizli bir umutla pekiştiriyor.