Karakterler:

 

Genç kadın yazar

 

Virginia Woolf

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi

 

Nilgün Marmara

 

Tomris Uyar

 

 

Not: Çift çizgi susuşları gösterir.

 

 

Zaman: Günümüz zamanında bir akşam

 

Yer: Genç yazarın çalışma odası

 

Arka fonda bir perdede kocaman canlı bir göz vardır. Göz sahnedekileri izliyordur. Bazen direkt olarak seyirciye de bakar.

 

Sahne: Seyirciye göre sahnenin sağında küçük bir masa ve sandalye vardır. Sandalyede oturan genç yazar bir şeyler okumaktadır. Masanın üzerinde küçük bir masa lambası vardır. Masanın sağ tarafında yine küçük bir kitaplık vardır. Kitaplıkta Virginia Woolf, Tomris Uyar, Nilgün Marmara, Didem Madak gibi yazarların kitapları vardır. Kitaplığın seyirciye bakan kolonunda Afife Jale posteri asılıdır.

 

Genç yazar seyirciye dönerek önündeki metinden bir kesiti sesli okur.

 

Genç yazar- “Mimarlığı bırakıp Nişantaşı’na döndüm.” Nişantaşı’na dönmüş. Düşünebiliyor musunuz, Nişantaşı’na! Bir de benim şu hâlime baksanıza. İşe git gel, yemek yap, zamanın kalırsa biraz oku, yazmak zaten hayal ötesi. Sonra uyu. Hayatım böyle bir döngünün içinde kaybolup gidiyor. Oysa en çok istediğim şey yazmak, yazar olmak demiyorum bakın, yazmak. Virginia Woolf’un söylediği kendine ait bir oda edinmek için çalışmam gerekiyor. Ama bu durumda kendime ait bir oda da yetmiyor. Zaman, en çok ihtiyacım olan zaman, zebani gibi karşımda dikildikçe umutsuzluğa kapılıyor, bir çıkmazın derin girdabında kayboluyorum.

 

Bu esnada kitaplıktan Virginia Woolf’un kitabı yere düşer. Genç yazar önce yere eğilir, şaşkınlıkla kitabı alır ve yerine koymaya çalışır. Aynı anda Virginia Woolf sahnenin sol köşesinden içeri girer ve yazara doğru birkaç adım atarak ona bakıp konuşmaya başlar.

 

Yazar sese dönüp Virginia Woolf’u gördüğünde hayretle- Virginia Woolf! diye bir çığlık atar.

 

Virginia konuşmaya devam eder. Yazar şaşkınlıkla onu dinler.

 

Virginia Woolf- Kendine ait bir odanın yanında tabii ki bir de yaşayacak para demiştim. Teyzem ölüp bana o mirası bırakmadan önce ben de o dönemde kadınlara biçilmiş benim için “tuhaf” işlerde çalıştım. Ne demek istediğini biliyorum.

 

Yazar- İşte bu yüzden asla onun gibi bir yazar olamam.

 

Virginia Woolf- Hımm. O olmak. İddialı bir giriş yapmışsın. Üstelik de olmak istediğin kişinin bir erkek olduğunu düşünürsek.

 

Yazar- Hayır, bir erkek olmak istemiyorum. Ben onlar kadar özgür olmak istiyorum. Mesele cinsiyet değil, tek bir yönelime, tek renge sahip, tek bir cinsiyetin tekelleşmesi. Kendisini bu beden ve diğer bedenler üzerinde hâkim kılan zihniyetten bahsediyorum. Konumuz O’ndan uzaklaştı. Onun Nişantaşı’na dönmesi tabii ki sınıfsal bir mesele. Yazmak için vakit bulabilmesinin ekonomik durumu kadar, toplumda atanmış cinsiyetiyle de alakalı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, merak ettiğim, ev işlerini kimin yaptığı?

 

Tam o sırada Tomris Uyar’ın kitabı kitaplıktan yere düşer. Yazar tam eğilecek olur, bu sırada Virginia Woolf’un arkasından Tomris Uyar gelir.

 

Tomris Uyar- Erkeklik— canım başka bir şey. En azından çocuğun yok demek istiyorum sana. Sadece kendi yemeğini yapıyorsun. Yemek, pazar alışverişleri, temizlik gibi birçok işin yanında bir yandan da para derdi. Hele okula başladığı zamanlar… Okul kıyafetlerinin ateş pahası fiyatlarını mı hesaplasam, yeni öykümün adını mı tasarlasam? Tabii ki bütün bu işler bitmeden yazmak nasip olmuyordu. Sanki her şeyin sorumluluğu topyekûn kadınlara verilmiş. Benim anlamadığım hadi bizim zamanımızda böyleydi, hâlâ mı bir şey değişmedi? Burada farklı zamanlardan kaç kadınız bak!

(Ardından Virginia’ya dönerek) Gerçi sen en şanslımız olabilirsin. (Kafasını yere eğer) Belki çocuk yapmak aptalca bir fikirdi, bilemiyorum. Mesele annelikle mi ilgili, onu da bilemiyorum. Öyle anneler anlattın ki Virginia, Deniz Feneri’ndeki Mrs. Ramsay mesela. Adı bile yoktur, Bayan Ramsay’dir o. Kendini çocuklarına ve kocasına adamış başka hiçbir mutluluğu bunun üzerine koyamayacak bir kadın. Ama onun karşısına Lily’yi çıkardın. Lily’nin kendini adadığı bir işi vardı. Bir dış gözdü Lily bu mutlu aile tablosuna. Tam da en uygun işle meşguldü bunun için, ressamdı.

 

Yazar- Bizim zamanımızın — — Bir şeyler değişti tabii. Kadınlar yazı da yazıyor. Ancak hâlâ belli başlı edebiyat dergilerinin, gazetelerin yazarları çoğunlukla erkek. Ve bir başka mevzu da kitap çıkarmak. Ciddiye alınmak çok zor sanki. Bütün bu öyküler arasında kendime bir yer bulamıyorum. Ben sadece yazmak, yazmak istiyorum.

 

Virginia- Kadınlar ve yazmak — — çok uzun zaman önce yazmamı istedikleri konu başlığına çok yakın. O zaman da kadınlar ve kurmaca hakkında yazmam istenmişti. Kadınlar ve yazmak — (Derin bir iç geçirerek) kadınlar bırakın yazmayı okuyamıyorlardı bile. Kendine Ait Bir Oda’dan hatırlıyorsunuzdur. Kendi başlarına kütüphaneye girme hakları dahi yoktu. 

 

(Uzaktan bir kahkaha sesi duyulur.)

 

(Silik gri renkli bir elbiseyle Shakespeare’in olmayan kız kardeşi sahneye girer.)

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi- (Sesini kalınlaştırarak) Ben Shakespeare’in olmayan kız kardeşi (diye seslenir). (Sonra kendi ses tonuyla devam eder) Eğer 1500’lerde yaşıyorsanız bırakın kadın olarak kütüphaneye gitmeyi, elinizde kitap görmeye tahammül edilemezdi. Dikiş, nakış, yemek, bulaşık, … kadınlara müstahak görünen bu gibi işler dışında başka şeyler yapmaya kalkışamazdınız. Zaten o dönemden günümüze ulaşan kadın yazar pek yok sanırım, değil mi Virginia? (diyerek Virginia Woolf’a göz kırpar.)

 

Virginia- İşte şimdi eğlenceli olmaya başladı.

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi devam eder. - Yazmak mı dediniz? Yazmak, bizlerin zekâsının yetmeyeceği denli yücelikte bir iş mi yoksa sınırları önceden çizili askeri bir bölge gibi bir kesim tarafından sahiplenilmiş bir alan mı? Yazmak deyince ne canlanıyor aklınızda? Mesela Shakespeare’i düşünelim. Olmayan beni değil, yaşamış olan Shakespeare’i düşünelim.

 

Yazmak için önce okumak gerekir. Sene 1500’ler, okula kimlerin gönderilmediğini tahmin edin. Abim kraliyet okulunda çok iyi Latince öğrenirken, olmayan ben olsam da asla okula gönderilmeyecektim. Hele ki gönderilmediğim bu okulu bırakma gibi bir lüksüm de asla olmayacaktı. Yaşasaydım eğer, okumak bir kenara biraz büyüdükten hemen sonra evlilik için hazırlanmaya başlatılacak, sonra evlendirilecek, ardından çocuk yapacak, ev işleri ve çocuklarla ilgilenerek bütün ömrümü bunlarla geçirecektim. Belki arada boş zamanlarımda okuyacak, içimdeki yaratma isteğini bastıramayarak gizli gizli yazacak, fakat yazdıklarım hep bana kalacaktı. Zaten yazmak için de pek vaktim olmayacaktı. Asla sokaklarda avare avare dolaşamayacak, dünyaya dair bir malzeme çıkarmak için gerekli sosyalleşmeleri sağlayamayacaktım. Sokaklar üzerimde bu göz varken hep tehlikeli olacaktı.

 

Yazar- Göz?

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi- Görmüyor musun şu kocaman gözü, hemen arkanda ensende?

 

Yazar- Hayır, fark etmemiştim.

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi- O göz hep vardı. Sen doğmadan, Virginia Woolf doğmadan, hatta yüzyıllardır. Bütün ötekileri izliyor o, kendinden olmayanı. Hem dışında hem içinde o senin. Bak (seyirciye dönerek) onların da gözleri var ve bize bakıyorlar.

 

(Hep beraber yüzlerini dönüp seyircilere bakarlar.)

 

Yazar- (Göze doğru bakar. Sonra Shakespeare’in olmayan kız kardeşine dönerek) Ben bazen Virginia Woolf’un zihnimde gezindiğini hissederdim. Ama sen —

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi- Ben yoktum çünkü hiç olmadım ama aslında hep vardım. Virginia Woolf yazınca dikkatleri çektim.

 

Burada farklı dönemlerden birkaç kadınız dedi Tomris Uyar. Ben yıllardır sizin bedenlerinizde gezdim. Sylvia Plath oldum, çocukların odasının kapısını kapatıp, mutfak kapısının altını hava geçirmeyecek bir örtüyle sıkıştırdıktan sonra ocağın gazını açarak intihar ettim. Yapayalnızdım, iki çocukla yalnız bırakılmıştım. Karşımdaki kişi başkalarıyla eğlenirken bu göz benim bunu yapmama asla izin vermezdi. Hem kadındım hem anne. O rahatça yazılarını yazarken ben bütün bu anneliğe ve kadınlığa biçilmiş ev işleri, çocuk bakımıyla boğuluyordum.

 

Afife Jale olup tiyatrodan polislerce alındım. Hayata tutunmak için, elimden alınan sanatımın eksikliğiyle morfin bağımlısı oldum. Tomris Uyar oldum (Tomris Uyar’a bakarak). Turgut Uyar şiirlerini yazarken ben çocuk baktım, yemek yaptım, temizlik yaptım. Yazabildiğim kadarıyla yazdım, yazmak istediğim kadar değil. Bunların üzerine bir de yaptıklarımı denetleyen, annelik görevimden çıkıp çıkmadığımı kontrol eden hep bu göz vardı. Babalar sabit bir görevsizlikle toplumdan dışlanmazken, bizler didik didik ediliyorduk en ufak bir kendi hayatımıza odaklanışımızda.

 

Yazar- (Başını öne eğer.) Demek ensemde hissettiğim bu baskı, o göz. — — Kadın olarak bırakın yazmayı var olmak başlı başına bir işti. Yaşamak benim için hep bir var olma çabası oldu. Yazmak ise bazen belirli bile olmayan saatler arasına sıkıştırılmış bir eylem belki. Hareketlerim sınırlıydı. Zamanım sınırlıydı. — —

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi- Kim olduğuna, kimle olduğuna, nasıl davrandığına, ne yaptığına, nasıl yaptığına, kimle yaptığına, bedenine, ne giydiğine, bedenini nasıl kullandığına, bedeninle ilgili ne kararlar verdiğine, her şeyine ama her şeyine bakıyor, yargılıyor, sınırlıyor.

 

Dans Sahnesi: Genç yazar yılgınlıkla sandalyeye oturur. Başını öne eğer. Tam bu sırada Nilgün Marmara’nın kitabı yere düşer ve Nilgün Marmara sahneye girer. Seyircilerin önüne gelerek

 

Nilgün Marmara- Yine de o, zaman kedisi

                              pençesi ensemde, üzünç kemiğimden

                              çekerken beni kendi göğüne,

                              bir kahkaha bölüyor dokusunu

                                                           düşler maketinin,

                               uyanıyorum küstah sözcüklerle:

                                               Ey, iki adımlık yerküre

                                               Senin bütün arka bahçelerini

                                                           gördüm ben!

 

 

(Dans esnasında gözün hareketleri hızlanır, rahatsız olur.)

 

Ardından Nilgün Marmara, genç yazarın çenesinden tutup yukarı kaldırır. Elinden tutar ve sahneye çeker. Sahneye çekerken arkaya doğru bir adım gider, sol ayağının üzerinde döner ve genç yazarı sahnenin önüne alır. Sonra geriye döner ve arkasında duran Virginia Woolf’u aynı şekilde sahneye çeker. Genç yazar sola doğru döner, sonra sağa, sola döndüğünde sol kolunu uzatır, sağa döndüğünde sağ kolunu. Bir süre bu şekilde devam eder. Herkes dansa katıldıktan sonra diğer sahneye geçilir. (Dans sahnesi müziği: Fazıl Say İnsan İnsan)

 

Tomris Uyar- Bazen kendimi suçlarken bulurdum. Suçlamamın nedeni belli aslında: evi toplamaya, yemek yapmaya, çocukla uğraşmaya, öyküye ayırdığım zamanın birkaç katını ayırıyorum bir kere. (Alıntı) Hâlbuki benim için yazmak; boyuna öykü üstüne kafa yorarak, neler yapılabileceğini düşünerek. Sürekli bir "talepsiz arz"ı yaşayarak. (Alıntı) Bin yıllık yerleşik, kök salmış erkeklerin arasında üç-beş şaşkın kadınız. Yazmayı çizmeyi alışkanlıkla sürdürenler arasında, sanat yoluyla kendilerini ve toplumu anlamaya çalışan üç-beş acemi. "Yeni bir hayatın acemileri" ama. (Alıntı: Bir Uyumsuzun Notları 1 s.26)

 

Bir de asla bizim olmayan sokaklar, öteki olduğunuz her noktada tehdit altında olduğunuz. Hamileliğim esnasında bir gün saldırıya uğramıştık. Turgut üzerime kapanmıştı. Altı aylık hamileyim. Birkaç kişi daha korumaya çalıştı. O çocuklardan biri kanlar içinde kaldı. Bütün bunlar olurken apartmanlardaki insanlar kapıları kapalı, camlardan olanı biteni izliyorlardı, aynı bu göz gibi. Hiç unutmam o günü. Bir adım bile ileriye gidememesi bu ülkenin, şiddetten bir adım dahi uzaklaşamaması çok acı verici.

 

(Projeksiyondan yansıtılan perdede göz görüntüsü kaybolur yerine televizyon görüntüsü gelir.)

 

(Cızırtılı, rengi kaybolup geri gelen, görüntüsü kaymış bir televizyondan kadın bir spiker haberleri sunar. Maviye benzer renkteki ekran dalgalanmakta, arada görüntü kaybolup geri gelmektedir.)

 

Kadın Spiker- Bu yıl bızzzttt — bu yıl bir sene içinde bızzzttttt — — 440 bızzzttt 440 — — bızzztttt kadın bızzzt kadın bızzzzzttt —— öldü bızzztttt öldürüldü — — bızzzztttt

 

(Haber bitiminde perdede tekrar göz görüntüsüne geçilir.)

 

(Bu esnada yazar söze başlar.)

 

 

Yazar- Sokaklar her daim tehlikede. Özellikle bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan kadınlar, translar, eşcinseller ve hatta bütün ötekiler için. Burada, Türkiye’de yılda kaç kadın, kaç trans kadın öldürülüyor biliyor musunuz? Doğum yapan kadını, boşanmak üzere olduğu eşi ziyarete gelip hastanede bıçaklayabiliyor. Hatta bakın bunun için sokakta bile olmanıza gerek yok. Sağlıklı olmaya gittiğiniz yerde de buna maruz kalabiliyorsunuz. Çünkü ensemde hissedip de fark etmediğim bu göz onların gözü. Bu sebeple bizim için bırakın yazmayı, yaşamak çok zor. Hayatta kalmak, her yer failin olmuşken, her yer kuşatılmışken… Bizimkisi bir nevi ötekinin hayatta kalma çabası. Bütün yazdıklarımızda da bu görülür, hissedilir.

 

Nilgün Marmara- Yaşadığım dönem daha fazla ayakta kalamayarak kendimi boşluğa bıraktığımı düşününce, senin yaşadığın bu zamanda var olmanın yükünü tahayyül edemiyorum.

 

Yazar- Neden bu dünya bu kadar acı?

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi- Neden bu göz hep var? Hepsi onun suçu mu?

 

Virginia Woolf- Ya iştirak edenler? Bu yanan ateşin altına odun atanlar?

 

(Afife Jale afişinin asılı olduğu yerin arkasında Afife Jale çıkagelir.)

 

Afife Jale- Beni sahneden alan polisler karşı çıksaydı değişmez miydi dünya? Fakat onların yerini alacak olanlara ne demeli?

 

(Yazar şaşkınlık ve hayranlıkla Afife Jale’ye bakar. Sonra tekrar ciddileşir ve düşünerek şunları söyler)

 

Yazar- Bu nedenle karşı durmuyor insanlar. Ne de olsa ben yapmasam başkası yapacak diyerek onurlu bir pozisyon almaktan kaçıyorlar.

 

Virginia Woolf- Zamanın ince çizgisinde yürüdüm durdum. Benim dayanamadığım neydi tam bilmiyorum ama bir yanım ölmeye yatmıştı, onu hiç kaldıramadım.

 

Yazar- Yazar Virginia Woolf’un elinden tutar ve havaya kaldırır.) Artık ölme zamanı değil, yazma zamanı. (Bir yandan dans etmeye başlarlar. Figürler düşünülecek.) Siz kadınlar bana, bütün bu az vaktime, koşullarıma rağmen güç verdiniz. Kadınların neler yapabileceklerini gösterdiniz. Yazabiliyorsam sizin sayenizde.

 

            Yazacağız, daha fazla yazacağız. Siz zaten yaptınız yapacağınızı. Virginia Woolf Kendine Ait Bir Oda’yı yazmasaydı içimdeki meleği öldüremez ve en azından şimdiye kadar yazdıklarımı yazamazdım.

 

(Susar, bir anda düşünceli)

 

Sadece tek bir soru: Peki bu gözü ne yapacağız?

 

Shakespeare’in olmayan kız kardeşi - Biz de ona bakacağız. Hem de dimdirekt, doğrudan, korkusuz, onun gibi yargılayarak değil. Senin varlığını kabul ediyorum ama ben de varım diyerek.

 

            Ben de varım

            Ben de varım

            Ben de varım

(El ele tutuşarak göze doğru dönerler ve hep birlikte ona bakarlar. Göz önce ne yapacağını şaşırır. O yana bu yana bakar ürkerek, sonra çekinerek bakışlarını aşağıya doğru kaydırır.)

 

(Sonra seyirciye dönerek)

 

            Ben de varım (derler ve iki üç saniye sessizce bakarlar.)

 

Oyun biter.