Gül hazîn... sünbül perîşan... Bâğzârın şevki yok..
Derdnâk olmuş hezâr-ı nağmekârın şevki yok..
Başka bir hâletle çağlar cûybârın şevki yok..
Âh eder, inler nesîm-i bî-karârın şevki yok..
Geldi ammâ n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok!

Recaizade Mahmut Ekrem, Şevki Yok

 

2. Sosyalist Bir Masal

Bu yazıya sözümüzün konusu “masal yıkımı” olmasından hareketle epigrafta Recaizade’nin Şevki Yok şiirinden bir kesiti vererek başlamak istedim. Bireyin kalıplandığı ilk yerin küçükten büyüğe doğru giderek aile-çevre-toplum olduğundan -bunlardan toplumu öne alarak- bahsetmiştik. Bu şekillenmeyi kısaca “masal” kavramı üzerinden hatırlatma gerekliliğini şart görüyorum. İsmet Özel’in şu bahsi buna yeterli olacaktır: “Masal” kavramı bireyin içine doğduğu veya sonradan eklemlendiği, ona sahte bir refah ve aidiyet hissi vererek aldatan ideolojik/toplumsal kurguları temsil etmektedir”. Bu tanımı biraz genişletebileceğimize inanıyorum. Özel’in masal tanımının felsefi altyapısını değişim ihtiyacına/gerekliliğine dayandırabiliriz. Dolayısıyla değişim ihtiyacı duyulan her konu, mesele, durum, kabul arka planında bir şablon içerir. Bu şablonların kendine öz sloganları, aidiyetleri, doğruları vardır. İşte bu noktada Şevki Yok’a geri dönebiliriz. Tanzimat dönemiyle birlikte Türk şiirinin içine girdiği durumu bir “masal yıkımı” olarak alabiliriz. Türk şiirinin mazisinde ihtiva ettiği soyluluk ortamının “masal-sı” bir yöne evrilmesinin ardından -bireyin bütün doğrularını yıkıp hakikate soyunma yolunda çektiği acıyla eş değer bir ölçüde- sancılı bir iç mücadele amiyane tabirle savaş içerisinde kendini bulmuştur. İşte bu noktada birey böylesi bir yıkım ve inşa sürecinde nasıl kendi savaşını sürdürmekte cesarete ihtiyaç duyuyorsa Türk şiiri de elbette bu ihtiyaca karşılık bir duygu gereksinimi olarak “cesaret”e muhtaç kalmıştır. Bu ihtiyacı Recaizade Mahmut Ekrem, Türk şiirinin kendi masalını yıkma ve yeniden inşa etme sürecinde, eski söyleyiş tarzını yakıp yıkma meselesini görev edinerek cesurca sırtlamıştır. İsmet Özel’in tabiriyle “Türkçe’de artık divan tadı aranmaksızın şiir yazma zaruretinin bekçisi olmuştur”. Şevki Yok şiiri de bu edindiği görevin icrasında ne kadar başarılı olduğunun somut bir göstergesidir. Bu yönüyle hem bu şiirin kıymetini göstererek hem de “masal yıkımı” meselesini Türk şiiri tarihinde ufak bir boyutta açarak meseleye düşünsel bir zemin hazırlamak ve devamını zihinsel bir ortaklıkla devam ettirmek arzusuyla sonlandırıp hikâyeye başlamak istiyorum.

Pozitivist ön yargılarla yüklü bir eğitim ürünü olan bir kafa yapısıyla, 60’lı yılların başlarında bir gencin sosyalizan düşüncelere meyletmesi kadar olağan bir şey düşünülemezdi. Tek engel toplumda öcü etkisi uyandıran komünistlik ve dinsizlik suçlamaları olabilirdi. Benim bu engeli aşmama yardımcı olacak iki unsur da hazırdı bunlardan birincisi, sosyalist (veya kendilerine komünist denilen) yazarların yalın kılıç ortaya atılmış görünmeleriydi. Ben elbette onların hangi garantiler altında bulunduklarını bilemiyor, uğradıkları kovuşturmalardan etkileniyordum. İnsanların doğru bildikleri yolda sıkıntıya katlanıyor olmaları, rizikoyu göze almaları benim için önemli ve değerli bir şeydi. Bir de buna yasakların cazibesini eklemek gerekir sanırım. Engeli aşmama yardımcı olan ikinci unsur, ruhumda yer etmiş bulunan kadirşinas itaatsizliğim ve tevarüs edilmemiş asaletimdi. İçinde yaşadığım toplumun ön yargılarına itaatten geçmediğini peşinen kabul etmiştim zaten. Şair, ressam, müzisyen de olsam toplumun hazır kalıplarıyla zıtlaşmayı göze alarak işe başlayacağımı biliyordum.

İsmet Özel, sosyalizme bağlanış sürecinin zihnsel boyutunu bu sözlerle ifade eder. Toplumun sosyal, siyasi ve iktisadi yapısıyla zıtlaşma gereksinimi onda bir macera hissi uyandırmıştır. Dolayısıyla bu his onu yaşamına entegre etmek istediği soyluluğa karşı kışkırtmıştır. Dönemin sosyalist ortamının entelektüel tavrı, şüphesiz onu bu yöne çeken en etkili sebeplerden biridir. Bu azınlığın mensup olmak, dik başlılıklarına ortak olmak, okumuşlar katından gelen meşruiyet duygusunu doğurmuştur. Öğrencilik döneminde fakültede girdiği fikri tartışmalarla dikkat çekmesiyle SBF Fikir Kulübüne davet edilmiş, burada edindiği görevlendirmeler ve icralarıyla dikkat çekmiştir. Elbette bu dikkat onu “Neden partiye katılmıyorsun?” sorularıyla karşı karşıya kalmasına yol açmıştır. İlk etapta bu fikrin ilgisini çekmediğini, siyaseti alt kademe bir iş olarak gördüğünü belirten Özel, “şair olmayı en değerli uğraş olarak saydığını ve kafasının insanı keşfetmekle meşgul olduğu” düşüncesiyle bu soruyu savsaklamış olsa da bu sorunun ikinci kez yöneltilmesiyle bu çaresiz yükü omuzlamaya ikna olmuştur. Böylece artık “müseccel komünist” tescilini kendi eliyle tecelli ettirmiştir. Özel’i bu kabulündeki itici güç “opak adamlar” diye adlandırdığı; devletin nüfuz edilemez, halka tepeden bakan ve insanlara hayatı zehreden kesimle savaşmaya karşı duyduğu ahlaki sorumluluk olmuştur. Ancak Özel, TİP içinde yer alırken solun dogmatik ve cuntacı kanatlarıyla fikri bir çatışma yaşamıştır. TİP'e katıldığında sosyalizmin meşru ve demokratik süreçler işletilerek halkın aydınlatılması yoluya gelebileceğine inanmıştır. O dönem sol hareket içinde, askerlerle iş birliği yaparak darbe üzerinden "Millî Demokratik Devrim" tezini savunanlara karşı çıkmıştır.  Özel'e göre silahlı mücadele lafı edenler ile illegalite heveslileri "hem cahil hem provokatör"dür. Karşı karşıya kaldığı bu tutum, kendi halkına kendi istemediği bir rejimi zorla dayatma fikri, onun ahlaki temelleriyle uyuşmamıştır. Bu ilk fikir ayrılığı 1966 yılının ardından Dev-Genç’e dönüşecek olan Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun kurulması sırasındadır. FKF'nin kuruluş toplantısında, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanından alıntıladığı "Romantikler atlaya atlaya yürürler" sözüyle bu aceleci ve altı boş örgütlenmeyi eleştirmiştir. 1968'de Sovyet Rusya'nın Çekoslovakya'yı işgali, Özel'in kafasındaki sosyalizm imgesini ve sol çevrelere olan inancını derinden sarsan bir diğer gelişmedir. İşgale karşı çıktığı için TİP içinde Mehmet Ali Aybar aleyhine yürütülen tasfiye hareketi, Özel'e göre Türkiye'deki özgün sosyalizm girişiminin bizzat sosyalistler eliyle yok edilebileceğini göstermiştir. Bu süreçte aydınların kendi statülerini korumak uğruna ilkelerini ne kadar kolay terk edebildiklerini görmüş ve büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. 1969 sonbaharında askerden döndüğünde Özel, sosyalist çevrenin tamamen değiştiğini, düne kadar ortada olmayan "geç yaşta sünnet olanların" aniden keskin devrimci kesildiğini görmesiyle legalliği ve fikri derinliği savunduğu için bizzat bu yeni yetme radikaller tarafından "oportünist" olmakla suçlanır. Sosyalist ortamdaki bu değişim onu bu dönemde sol hareketin sığlaştığını, kariyerizm batağında çırpınan gençlerin birbirini bıçaklamak için fırsat kolladığı fikrine vardırır. Sosyalist camiada geçirdiği bunca zamanın ardından yaşadığı fikir ayrılıkları; onu bu anlayışa sevk eden esasların, ahlaki ve entelektüel ortamın çöküşünü hissetmeye başlaması, içinde kurgulandığı masalın tıkırtılarını kulağında çınlatmaya başlar. İsmet Özel'in 1970 yılında Ataol Behramoğlu ile çıkarmaya başladığı Halkın Dostları dergisi, onun Marksist ve militan şiir anlayışının önemli bir yönünü temsil etmiştir. Ancak büyük beklentiler beraberinde ortaya çıkan dergi, bu beklentilere pek karşılık vermemiş olsa gerektir ki Yaşar Kemal’in “Dağ fare değil sinek doğurdu” ifadesiyle eleştirilmiştir. Derginin ilk sayısında yayımlanan "Gerici Sanata Hücum" manifestosuyla Özel, devrimci mücadelede sanatın yerini tanımlamış ve İkinci Yeni'yi halka yabancılaşmakla suçlayarak son derece keskin bir toplumcu poetika ortaya koymuştur. Ancak Özel'in dergi etrafında kümelenen sol çevreyle ve hareketin gidişatıyla olan fikri uyuşmazlıkları çok geçmeden su yüzüne çıkmıştır. Derginin 7. sayısından itibaren Özel, mevcut kılınan anlayışın artık çözülmeye başladığını ve derginin kendisi olmaktan kolayca uzaklaştığını belirterek fiilen dergi işlerinden el çekmeye başlamıştır. Günlük hayatın derinlikten mahrum akışına bir tepki olarak sosyalizmi seçen Özel, bizzat sosyalist mücadele içindeki olayların alabildiğine yüzeyselleşmesi karşısında aradığı sahiciliği yitirir. Etrafında olup biten karmakarışık şiddet ve hırgür olaylarını "sadece budalaların payına düşen bir ifrazat" olarak niteleyen Özel, TİP'ten ve politik çevrelerden zihnen uzaklaşarak inziva sürecine girer.

Yıkmak kutsal kinidir yürekli olmanın. Yağmurun Kapıları Karanlık, 1963.

 

Devam edecek…

Kaynakça
Özel, İ. (2023). Şiir okuma kılavuzu. İstanbul: Tiyo Yayınları.
Özel, İ. (2024). Waldo sen neden burada değilsin. İstanbul: Tiyo Yayınları.
Özel, İ. (2024). Erbain. İstanbul: Tiyo Yayınları.
Yöney, Y. (1995) Halkın Dostları/çeyrek asır sonra bir arada. Düşler Dergisi.