Canavarlar. Pis kokulu, tüylü, şişman yaratıklar. Bizim korkularımızla beslenirler. Karanlıkta korkuyla onları aramamız her zaman hoşlarına gider. Korkuyla ağladığımızda, sessizce bizi daha yakından görmek ve eğlenmek için yanımıza yaklaşırlar. Her ne kadar canavarlardan daha hızlı olsak ve onlardan kolayca kaçabilsek de onlarla savaşamayız. Çünkü bizler karanlıkta yaşayabilen varlıklarız. Canavarlar ise hem karanlıkta hem de aydınlıkta yaşayabiliyorlar. Zaten savaşamadığımız için şehrimizi ele geçirdiler. Bize ait olan evlerde yaşıyor, onlara yaklaşmamamız için tek zayıflığımız olan ışığı kullanıyorlar. En karanlık geceleri bile gündüze çevirebiliyorlar.

Birçoğumuz bu durumu kabullendiği için evlerini ve şehirlerini terk edip gitti. Ama ben gitmeyeceğim. Ne kadar korktuğumun bir önemi yok burası benim evim, benim şehrim ve burayı terk etmeyeceğim.

Canavar muhtemelen beni arıyor. Beni yemek istediği için mi yoksa benimle eğlenmek istediği için mi bilmiyorum. Koridorun sonundaki duvarın çıkıntısının arkasına saklanmış onu izliyorum. Canavar, koridorun başındaki oturma odasında. Benim gibi iki ayağı üzerinde yürüyebiliyor. Odanın içinde biraz dolaştı ve ahşap masanın önünde durdu. Pençelerini yere koyup eğildi. Masanın altına baktı. Siyah yelesi yere dökülürken “cık cık” diye ses çıkardı. Kesinlikle benimle eğlenmek istiyor, beni ağlatıp çığlıklarımı duymak istiyor. Ama bunu yapmasına izin vermeyeceğim.

Gözlerimi kapatıp sakinleştim ve cesaretimi topladım. Planımı tekrar gözden geçirdim. Koridor ve oturma odası karanlık. Evde sadece yatak odasının ışığı yanıyor. Yatak odası, oturma odasıyla bağlantılı. Yatak odasında bir tür silah olduğuna eminim çünkü canavar evdeki bütün kesici aletleri yatak odasına taşıdı. Odanın kapısını kilitli, ışığını da sürekli açık bırakıyor. Oraya girmemi istemiyor ve beni öldürmek için plan yapıyor olmalı.

Yatak odasının kapısı açık. Planım, buradan yatak odasına kadar koşmak ve içeri girmeden önce ışığı kapatmak. Sonrasında kapıyı tam kapatmadan hızlıca odayı aramak. Böylece o içeri girdiğinde kendi silahıyla onu öldürebilirim veya evimden kovabilirim. Bunu yapabilirim. Şu anda güvendiğim tek şey hızım. Planım işe yaramazsa kaçabilirim ama korkuya yenik düşmemem lazım. Sadece on dakika korkmamalıyım.

Gözlerimi tekrar açtığımda canavar yerden kalkmış, koridora doğru yavaşça yürüyordu. Elleriyle aynı büyüklükte olan etli ayakları yürürken ses çıkarmamasına neden oluyordu. Bu yüzden onu sürekli izliyorum. O kadar sessiz yürüyor ki çoğu zaman onu duyduğum ve bakmadığım bir anda da ışığı yakar.

Bu benim fırsatım, o koridora doğru yürürken yatak odasından yeterince uzaklaştı. Ona değmemeye çalışarak yanından koşarak geçtim, kapı eşiğinde durup ışığı kapattım. Yatak odasına girince ona baktım. Mavi gözlerini yatak odasına çevirmişti ama direkt bana bakmıyordu. Galiba beni fark etmemişti. Canavar önce oturma odasının ışığını yaktı ve koridor boyunca yürüdü. Evdeki bütün ışıkları yakacak. Fazla zamanım yok. Nefes verip vücudumda yükselmek için bekleyen adrenalini görmezden geldim. Bir çırpıda odayı taradım. Yatağın altında bıçaklar var. Farklı boylarda bir sürü bıçak ve bir de defter vardı. Defterin arkasında hepsinden daha büyük ve daha keskin olduğu belli olan et bıçağına uzandım. Bunu canavara karşı kendimi korumak için kullanabilirim. Bıçağı dışarı doğru çekerken defter de beraberinde geldi. Bıçağı yukarı kaldırırken tırnağım deftere takıldı ve defterin ilk sayfasının açılmasına sebep oldu. Kapıya baktım. Işık yanıyordu ama canavardan bir iz yoktu. Bunu okumak için vaktim olabilir. Hem belki canavarın zayıflıkları yazıyordur.

Karanlıkta net gördüğüm için okumak sorun olmadı. İlk sayfada “Sena Demir” yazıyordu. Bu canavarın adı mı?

3 Şubat 2026: “Sevgili günlük, bugün yeni evime taşındım. Çok mutluyum! Yeni işimle beraber kendi istediğim hayatı kurabilirim...”

5 Şubat 2026: “…evimi çok seviyorum. Odaları geniş ve ferah ancak hala yalnız yaşamaya alışamadım. Bazı zamanlar izleniyormuş gibi hissediyorum. Eve ve yalnızlığa alışınca bu duygunun kaybolacağına inanıyorum.”

19 Şubat 2026: “Sevgili günlük, geceleri sesler duymaya başladım. Adım sesleri duyuyorum genelde. Önceleri üst kat komşumdur diye düşünüyordum ancak bugün öğrendim ki iki katlı apartmanda sadece benim dairem ve karşı daire doluymuş. Üst katlar boş. Kimi zaman nefes sesi de duyuyorum. Benim sesim mi diye anlamak için biraz bekliyorum ama nefes sesleri genellikle koridordan veya tuvaletten geliyor. Sadece birkaç saniye sürüyor. Belki de işten kaynaklı fazla yorgun olduğum için ben öyle sanıyorum.”

23 Şubat 2026: “…Sanırım halüsinasyon görmeye başladım. Dün gece tuvalete gitmek için uyanmıştım. Oturma odasına çıkınca masanın hemen yanında bir şey gördüm. Benimle aynı boyda ancak bir ayı kadar iri ve tüylü ayrıca tek gözlüydü. Sarı, parlayan bir gözü vardı. Ne olduğunu anlamak için ışığı yaktığımda kayboldu…”

27 Şubat 2026: “Hayır gerçekten bir şey var. Bu evde bir şey var. Ne olduğunu bilmiyorum ama burada. Karanlıktan beni izliyor. O sarı, parlayan gözü her yerde görmeye başladım. Işığın olmadığı her yerde görüyorum…”

1 Mart: “Canavar ya da yaratık bilmiyorum, evimde bir şey var. O canavarı her gece görmeye başladım. Sürekli izliyor. Bu şehrin ve mahallenin lanetli olduğunu söylemişlerdi zaten bu evi de bu efsane yüzünden bu kadar ucuza aldım. Yani 21. yüzyıldayız, kim inanır ki böyle şeylere…”

Salı Akşamı: “…Ne yapacağımı bilmiyorum bana zarar verir mi bilmiyorum. Artık korkudan geceleri uyuyamıyorum. Evdeki bütün bıçakları yatağımın altına sakladım ve yatak odasını sürekli kilitli tutacağım ayrıca gündüz olsa bile ışığını kapatmayacağım. Ama canavar… Canavar beni karanlık köşelerden sürekli izliyor. Korkularımdan besleniyor olmalı. Ne yapmalıyım bilmiyorum. Gidecek başka yerim de yok. Bütün eşyalarım burada, işten de öylece çıkamam…”

Karanlık köşelerden onu izleyen bir canavar ve o, karanlıktaki canavardan korkuyor. Canavar, bana canavar diyor. Canavarımın bir adı var ama o, canavar olmadığını insan olduğunu söylüyor. İnsan ne ki? Kapı aralığından baktığımda canavarı yani insanı gördüm. Ona baktığımı anladığı anda kafasını çevirip koridora koştu. Gerçekten benden korkuyor olmalı.

Işıktan korunmak için üzerime yataktaki battaniyeyi örttüm ve evin dış kapısına koştum. Oraya doğru koşarken bütün ışıkları kapattım. İnsan beni görünce çığlık attı ve yere düştü, yalvarmaya başladı. Onu öldürmemem için yalvarmaya başladı.

Korku kayboldu. Bunca zamandır boşu boşuna korkmuşuz. Ben ve halkım. Aslında bizim korkmamız gereken bir şey yok. Kafamı sağ taraftaki duvarda asılı duran aynaya çevirdim. Her yerim balçık gibi yeşil ve siyah kıllarla kaplıydı. Karşımdaki insana göre daha iriydim, sarı renkte tek bir gözüm vardı ve neredeyse bütün yüzümü kaplayan bir ağzım. Elimdeki bıçak kadar büyük dişlerim ve uzun kol ile bacaklarım vardı. Bunca zamandır boşuna korkmuşuz. Korkması gerekenler bizler değiliz, onlar.

Elimdeki bıçağı yere attım. Korkudan ne yapacağını bilemediği için sürekli çığlık atıp koşuşturan “canavara” baktım. O insan eskiden benim canavarımdı. Ben ondan korkardım. Ondan, ışığı kullanabildiği ve benden/bizden farklı göründüğü için korkmuştum. Aslında düşünüyorum da bu varlıkların bizden birini öldürdüğünü hiç duymamıştım.

İçimde, zihnimde çok eski ve derinlerde kalmış bir dürtü canlanmaya başladı. Korku yok. Hayır, artık bizim için korku yok.

Dürtüyle beraber boyum, dişlerim ve tırnaklarım uzadı. Ayrıca zihnimde bir soru canlandı. Acaba benim canavarımın tadı nasıldı?