Güneş indiği an titredi kalbi, 
sunağın başında dönüp duranın
Ve dikti gözlerini yukarıya 
boşluktan akıp giden kadere. 
Ellerinin arasından aktı her kum tanesi, 
Gülümsedi süzülen ve önüne düşen kedere 
Kabul etti böylece 
Tüm düşleri ve gerçekliği. 
Yeniden havalandırdı eteklerini 
ve soğuk taşlar üzerinde sekti 
ileri gitti, 
geri geldi. 
Sonunda gün tamamen bitti. 
Gece hüküm sürerken renkli camlardan aktı
ay, bir kere daha ölümsüzün ak yüzüne.
Kız kaldırdı başını yine göğe, 
orada ileride duruyordu azize heykeli öylece.
Dudaklarında kedere bir gülümseme ile. 
Anladı işte o zaman
kader getirirdi kederi 
gökten yere. 

Gözleri doldu, 
yine de insanoğlundan bir parçaydı kendisi işte,
mermer heykelin aksine. 
Yaşlar süzüldü kızın yanaklarına, 
aktı boynundan aşağıya
Sanki birikiyordu ayakları altında, 
bir sel oluyormuşçasına. 
Ruhunda dirildi Nuh'un tufanı
ve titreyerek düştü yere.
Zelzeleler bastı dört bir yanı, 
çatladı renkli camlar, 
Mozaiklerden yaldızlar dağıldı 
dört bir yana. 
Birkaç sırça dokundu yaşların suladığı tene acımasızca. 
Gözlerinde tek şeydi azizenin gülümsemesi 
ve 
sonra 
ansızın 
suskunluk bastı tüm ruhunu, 
ağlaması kesildi, 
yanaklarına batan sırçalardan sızan kanlar durdu, 
nefes sessini unuttu
işte,
o gece bir yıkılış oldu, 
Heykel devrildi, 
başı soğuk taşlar üzerinde yuvarlandı, 
Kızın gözleri izledi, 
ayak ucuna yuvarlanan azizeyi. 
Gözleri gözlerini buldu, 
azize tam ona bakıyordu şimdi.

Dudaklarında kedere bir tebessüm. 
Aynı kendisininki gibi. 

Kandan göz yaşları süslüyordu
mermer tenli yerdeki başın
pürüzsüz yanaklarını. 

Aynı kendisi gibi.